Osmanlı-Türk Müzik/Musiki Levanten Müzikçiler (Yabancı Gayrimüslim Müzisyenler)

0
3225
Osmanlı Türk Müzik. Musiki Levanten Müzikçiler Yabancı Gayrimüslim Müzisyenler Muski Kültürü Levanten Müzikleri
Osmanlı Türk Müzik. Musiki Levanten Müzikçiler Yabancı Gayrimüslim Müzisyenler Muski Kültürü Levanten Müzikleri

Osmanlı- Türk Müzik Kültürü Levanten (Azınlık, Rum, Yahudi, Ermeni, İtalyan, Fransız, Alman) Müzikçiler.

Yakın Doğu’da ve Osmanlı Coğrafyası’nda yaşayan Avrupa kökenli yerleşik yabancılara Le- vanten1 denilmiştir. Levantenler Yakın Doğu ve Osmanlı kültürünün birçok unsuru içinde yer almış ve katkıda bulunmuşlardır. Osmanlı kültürünün en önemli ögelerinden biri de mü- ziktir. Levantenler bu öge içinde gözlemci, üretici, tüketici, eğitici, icrâcı ve kuramcı olarak yer almışlardır. Bu çalışmada Osmanlı’daki müzik üreticisi, eğiticisi, icrâcısı ve kuramcısı Levan- tenler ve onların Osmanlı/Türk müzik kültürüne katkıları araştırılmıştır.

Levantenler kimdir? ve Ne demektir

Levanten ya da argo tabiri ile Tatlısu Frenki, Osmanlı Devleti içinde özellikle Tanzimat sonrasında büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan Hristiyanları tanımlamak için kullanılır.

En dar tanım olarak da; şu anki Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletlerde yaşayan Osmanlı döneminde yerleşmiş, Fransız-İtalyan kökenli Katoliklerdir. Yerel Hristiyan nüfusundan (Rum,Ermeni, Süryani…) farklıdırlar.

Osmanlı/Türk Müzik Kültüründe Levanten Müzikçiler-Levantine Musicians in Music Culture of Ottoman/Turc

ÖZET

Yakın Doğu’da ve Osmanlı Coğrafyası’nda  yaşayan Avrupa kökenli yerleşik yabancılara Levanten1  denilmiştir. Levantenler Yakın Doğu ve Osmanlı kültürünün birçok unsuru içinde  yer almış ve katkıda bulunmuşlardır. Osmanlı kültürünün en önemli ögelerinden biri de müziktir. Levantenler bu öge içinde gözlemci, üretici, tüketici, eğitici, icrâcı ve kuramcı olarak yer almışlardır. Bu çalışmada Osmanlı’daki müzik üreticisi, eğiticisi, icrâcısı ve kuramcısı Levantenler ve onların Osmanlı/Türk müzik kültürüne katkıları araştırılmıştır.

  • Levanten; Fr. Levanti Yakın Doğuda yerleşmiş veya evlenerek soyu karışmış Avrupalı kimse.
  • Levanten kelimesinin ortak kabul edilen bir tanımlamasının olmaması ve çeşitli tanımlar içermesi araştırmada bir problem oluşturmuştur. Ancak çeşitli kaynaklarda incelenen Levanten tanımlarından hareketle ortak bir tanıma göre çalışma çerçevelendirilmiş ve bu tanım bağlamındaki Levanten müzikçiler incelenmiştir. Öyleyse genel olarak, çeşitli sebeplerle Yakın Doğu ve Osmanlı Coğrafyası’nda yerleşmiş olan Avrupalı insanlara Levanten denilmektedir. Osmanlı Coğrafyası’nda müslüman olmayan iki ayrı topluluk bulunmaktaydı: Birincisi azınlıklar denilen Rum, Ermeni ve Yahudilerden oluşan insanlar; ikincisi ise Levanten de denilen çoğunlukla İtalyan, Fransız, Alman ve az da olsa İspanyollardan oluşan Avrupalı insanlardır.

Osmanlı’nın müzik kültürü de kendisi gibi kozmopolit bir yapıdadır ve Asya’dan gelen saf bir Türk müzik kültüründen bahsedilemez. Altaylılardan itibaren gelen Asya  Türk müzik kültürü -9. Yüzyıldan itibaren Türklerin müslüman olmasıyla “Orta ve Yakın Doğu” etkisine girmiş2, Türk müzik kültürü de “Orta ve Yakın Doğu” etkisiyle makamsal müzik alanında kendini göstermiştir. İstanbul’un fethiyle 15. Yüzyıldan itibaren Batı müzik kültürüyle de tanışan Osmanlı’nın “Orta ve Yakın Doğu” etkili geleneksel müzik kültürü, Türklerle birlikte Levanten ve azınlık müzik adamlarının da etkisiyle gelişmeye başlamıştır.

Osmanlı’da müzik, temel olarak şu türler içinde  değerlendirilir:  Bugün “Türk Sanat Müziği” denilen dînî ve din-dışı ince mûsıkî, “Mehter” de denilen kaba mûsıkî, bugün “Türk Halk Müziği” denilen âşık mûsıkîsi ve 19. Yüzyıldan itibaren kurumsallaşan garp mûsıkîsi yâni “Batı müziği”dir. Levanten müzikçiler ise ince mûsıkî’ye ve Osmanlı’da Batı müziği’nin kurumsallaşmasına çeşitli yönleriyle katkıda bulunmuşlardır. Azınlık müzisyenleri ise doğrudan Osmanlı vatandaşı olarak, zaten kozmopolit Osmanlı kültürünün birer parçasıdır. Sayıları az olan Levanten müzisyenler ise çeşitli kaynaklarda azınlık müzisyenler içinde  değerlendirilmiştir.

Bu çalışmada, Osmanlı/Türk müzik kültürünün çeşitli alanları ve kurumları içinde yer almış olan müzisyen Levantenler ile onların Osmanlı/Türk müzik kültürüne katkıları araştırılmıştır. Çalışmanın bilimsel çerçevesini, 1955’te ortaya çıkmış ve bugüne kadar gelişerek müzik ve kültür ilişkisini inceleyen bir disiplin halini almış olan etnomüzikoloji oluşturmaktadır. Müzik kültürünün bir çok unsurundan biri de müzik kültürünü geliştirmiş olan bireylerden oluşmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada Osmanlı/Türk müzik kültürüne çeşitli düzeylerde katkıda bulunmuş olan Avrupalı bireyler ve onların katkıları, Levanten kavramı çerçevesinde araştırılmıştır.

İNCE MÛSIKÎ’DE LEVANTENLER VE ÇALIŞMALARI

İnce mûsıkî’nin Osmanlı’da 15. Yüzyıldan itibâren gelişmeye başladığı göz önünde bulundurulduğunda İnce mûsıkî’deki müzikçi Levantenler de 15. Yüzyıldan itibâren aranabilir.

Bu bağlamda ilk olarak Giovanni Antonio Menavino Genovese (doğ. yaklaşık 1492) İstanbul’da yerleşmiş Cenovalı bir Levanten’dir. II. Bayezid’in ölümüne kadar saray hizmetlerinde çalıştı. I Costumi, et la Vita de Turchi (1551) adlı kitabında […] Sultanın emrindeki mehter sâzendelerinin3 sayısı, görevleri ve günün hangi saatlerinde “nevbet”4 vurdukları konusunda bilgi veren çok eski bir belgedir (Aksoy, 2003:31-32). Genovese müzisyen olmayıp sadece gözlemci bir Levanten olarak Osmanlı’daki geleneksel askerî müzikten bir ölçüde bahsetmiştir.

Osmanlı’da, kendilerinden önce çok fazla önemsenmeyen notanın kullanımına ve ince mûsıkî’ye genel olarak önemli katkılarda bulunmuş olan iki Levanten müzikçi ortaya çıkmaktadır ki onlar Dimitrie Cantemir (Kantemiroğlu) ve Albert Wojciech Bobowski (Ali Ufkî Bey)’dir.
Cantemir ve Bobowski, çoğu kaynakta hiç Levanten olarak düşünülme

Ali Ufkî Bey Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Ve Güfte Mecmuası Müellifidir
Ali Ufkî Bey Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Ve Güfte Mecmuası Müellifidir

miş ve hatta “azınlık” müzikçiler arasında değerlendirilmişlerdir. Müzik dışında başka yönleri de olan bu iki Levanten ve çalışmaları hakkındaki bilgiler şöyledir:

ALI UFKÎ BEY (ALBERT WOJCIECH BOBOWSKI) KİMDİR? VE MÜZiK HAYATI

Santuri Ali Ufki Bey Kısaca Kimdir Hayatı Kısa Biyografisi Nedir Müzikal Kişiliği Hakkında Bilgileri Osmanlı Saray Adamı Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Güfte
Santuri Ali Ufki Bey Kısaca Kimdir Hayatı Kısa Biyografisi Nedir Müzikal Kişiliği Hakkında Bilgileri Osmanlı Saray Adamı Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Güfte

Polonya doğumlu bir mühtedî olup asıl adıyla Wojciech Bobowski, bunun dışında Albertius Bobovius ya da Ali Bey diye bilinen Ali Ufkî (1610-yak.1677) […] hem bir yazar hem de saray fasıl heyetinde santûrîydi .

IV. Murad zamanında, Kırım Türkleri tarafından kaçırılıp, [1630’lu yıllarda] tutsak olarak İstanbul’a getirildi […] Enderûn’da ondokuz yıl eğitim alarak […] Doğu ve Batı dillerini [yaklaşık 17 dil], dinsel ve dindışı Osmanlı Türk Müziği türlerini ve ayrıca santur öğrendi. Düşünce ve sanat adamı olarak yetişti. Savaş anlaşmalarında tercümanlık yaptı […] Osmanlı sarayı, padişahların günlük yaşayışları, Türk gelenekleri hakkında ve Türk dili üzerine kitaplar yazdı. “Ufkî” mahlası ile Türkçe ve halk şiirine yakın, ilâhi biçiminde şiir denemeleri yaptı; minyatürle uğraştı. Bir müzik icrâcısı olarak başlangıçta hânendelik yapıyordu. Enderûn’daki 21. Meşk Odası’nda Takımbaşı idi. Bestecilik alanındaki çalışmaları santur çalmasını öğrendikten sonradır. Bundan dolayı birçok kaynakta adı Santûrî Ali olarak geçer. Ne zaman Müslüman olduğu bilinmiyor, buna rağmen o sıralarda hâlâ köle olduğu anlaşılıyor. Bir paşa ile Mısır’a gidip dönüşünden sonra hürriyetine kavuştu

Hayatı hakkında pek az bilgi bulunan Bobowski’nin Osmanlı-Türk Müzik kültürüne en önemli katkısı, Osmanlı’da Batı müzik notasını ilk defa kullanmasıdır. Bobowski, İstanbul’a getirilmeden önce Avrupa müziğini ve nota okuyup yazmasını öğrenmişti

Ali Ufkî’nin doğrudan doğruya musıki ile ilgili üç adet el yazması eseri vardır.

  1. İlki Mecmuâ-yı Saz u Söz;
  2. ikincisi “Mecmuâ-yı Saz u Söz’ün Müsveddeleri ” olarak bilinen eser;
  3. üçüncüsü de Mezmurlar yazmalarıdır .

    Ali Ufki Nota Yazısı Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Dergi Sâz Söz Adlı Nota Güfte Mecmuası Müellifi
    Ali Ufki Nota Yazısı Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Dergi Sâz Söz Adlı Nota Güfte Mecmuası Müellifi

Bobowski, […] notasını verdiği yirmiden fazla fasıl; beste, peşrev, saz semâi, gibi mûsıkî formları ve bunların yanında raksiye denilen oyun havaları, şarkılar ve halk ezgilerinden oluşan onyedinci yüzyılın saz ve söz eserlerini içeren (Popescu-Judetz, 2000:25-26) Mecmuâ-yı Saz u Söz,6 adlı bir kitap hazırlamıştır. Bu mecmua on altıncı ve on yedinci yüzyıllara ait 500’den fazla söz ve saz eserinin güftesiyle notasını içerir. Geleneksel Osmanlı/Türk musıkisi içinde kaleme alınmış ilk nota koleksiyonu olma özelliğine sahiptir. 200’ü aşkın peşrev ve saz semâisiyle birlikte, 60 kadar murabba beste, 35 kadar nakış ve semâi, 120 civarında türkü, varsağı ve dinsel nitelikte eserin notasını içeren bu mecmua, Türk mûsıkisinin târihi açısından hayâti önemi olan bir belgedir.

Bu kitapta müzik eserleri makam adına göre sıralanmış ve sağdan sola doğru yazılan bir tür Batı müzik notası esasına göre yazılmıştır. Böylece Bobowski, kendinden önce yaşamış ve çağdaşı olan sanatkârların eserlerini unutulmaktan kurtarmıştır. Mecmua’nın kenarına el yazısı ile “Sâhib-i Mâlik Bey Essantûrî” kaydını koymuştur.

1650 yılı civârında yazımına başlandığı anlaşılan Mecmua’nın bütünüyle Ali Ufkî tarafından kaleme alınmadığı, ya da onun ölümünden sonra başkası tarafından tamamlandığı ileri sürülmüştür.

Ali Ufkî Bey Wojciech Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Ve Güfte Mecmuasının Müellifidir
Ali Ufkî Bey Wojciech Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Ve Güfte Mecmuasının Müellifidir

Ali Ufkî’nin mûsıkiyle ilgili bir diğer çok önemli el yazması eseri Paris’te Bibliothétique Nationale’de bulunan ve “Mecmuâ-yı Saz u Söz’ün Müsveddeleri” olarak bilinen cönk tipi kalın defterdir. Bu defterin birçok bölümüyle Mecmuâ-yı Saz u Söz’deki güfte, şiir ve notalar arasında ayniyet vardır […] Bu bakımdan bu yazmanın ayrı bir bütün olarak mûsıkiye ilişkin bir eser olarak telakki edilmesi de doğru olmayabilir .

Bobowski’nin müzik hakkında hazırladığı bir diğer çalışması ise Mezmurlar’dır. Bu yazma Paris’te Bibliothétique Nationale’in Şark Yazmaları bölümünde Suppl. Turc. 472 koduyla kayıtlı bulunmaktadır. Başka nüshası bilinmiyor. […] Yazma 5 yaprak, 10 sayfadır. […] Mezmur7, Kitab-ı Mukaddes’in Ahdi Atik bölümünde Hazret-i Dâvud’un Tanrıya yakarış ve şikâyetlerini dile getiren şiirsel metinlerin her birine verilen addır (çoğul: Mezamir). Bunlar 150 tânedir. […] Ali Ufkî’nin Mezmular el yazması Hazret-i Dâvud’un ilk 14 Mezmurunun Türkçe çevirisiyle notalarından oluşur. […] Her Mezmur notasının başında eserin makâmı belirtilmiştir. Bu Mezmurlar on farklı makamdan oluşmaktadır.

Ali Ufkî Bey Notası Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Ve Güfte Mecmuası Müellifi
Ali Ufkî Bey Notası Bobowski Klasik Türk Musikisi Bestekârı Santûrî Müzikolog Ve Mecmua I Sâz ü Söz Adlı Nota Ve Güfte Mecmuası Müellifi

Bobowski’nin yukarıda sayılan doğrudan müzikle ilgili eserleri dışında, on yedinci yüzyılda Topkapı Sarayı’ndaki yaşamı anlattığı ve içinde ayrı ayrı başlıklarla Osmanlı müzik kültürüne ilişkin bilgiler de verdiği Saray-ı Enderûn [Serai Enderun] adlı bir çalışması bulunmaktadır.

Saray-ı Enderun ise Ali Ufkî’nin en ilginç eserlerinden biridir kuşkusuz. Kendisi henüz hayattayken Avrupa’da yayımlanan (Viyana 1667) tek eseri budur. […] Saray-ı Enderun’un dördü yazma, ikisi basma [basılı] olmak üzere altı ayrı versiyonu bilinmektedir . Saray-ı Enderûn adlı eserinde saray meşkhânesinin işleyişini ve oradaki günlük hayatı ayrıntılı bir şekilde anlatır.

1665’te yazıldığı tahmin edilen Saray-ı Enderun’un Türkçeye çevrilen Albertus Bobovius ya da Santuri Ali Ufki Bey’in Anıları Topkapı Sarayı’nda Yaşam adlı versiyonu incelendiğinde, Osmanlı müzik kültürüne ilişkin bilgilerin on iki ayrı başlıkta verildiği görülmüştür.

Bobowski’nin ince mûsıkî’nin sözlü ve sözsüz fomlarında bestelediği yirmi iki eseri vardır. Mecmuâ-yı Saz u Söz ile birlikte dil, tarih ve toplum konularında yazdığı ve çevirilerini yaptığı otuz civarında basılı eseri vardır.

DIMITRI KANTEMIROĞLU (DIMITRIE CANTEMIR) KiMDİR? VE MÜZIK HAYATI

SSCB Posta Pulu Dimitri Kantemiroğlu 1973 Michel 4175 Scott 4132 USSR Stamp D.Kantemir 1973
SSCB Posta Pulu Dimitri Kantemiroğlu 1973 Michel 4175 Scott 4132 USSR Stamp D.Kantemir 1973

Cantemir’in doğum ve ölüm tarihleri bazı kaynaklarda değişiklik göstermekle birlikte, Eugenia Popescu-Judetz’in Prens Dimitrie Cantemir adlı kitabında (2000:13) doğum ve ölüm tarihleri 1673-1723 olarak belirtilmiştir. […] 26 Ekim 1673’te Yaş’ta (İaşi’de) doğdu . Dimitrie İstanbul’daki ilk ikâmetini 1685-1693 yılları arasında babası Boğdan hospodarı [hükümdarı] Constantin Cantemir tarafından -ağabeyi yerinegönderilmiş bir rehine olarak geçirdi. Daha sonra 1695’le 1700 ve 1705’le 1707 yılları arasında yine Boğdan hospodarı olan ağabeyi Antioch’un elçisi (kethüdâ) ve nihâyet 1710’a kadar Boğdan tahtının adayı olarak İstanbul’da yaşadı. 1693’te, babasının ölümünden sonra Cantemir ailesini destekleyenler,

[…] Dimitrie’yi Boğdan tahtına geçirdiler. Ancak 1693 baharındaki üç haftalık kısa hükümdarlıktan Türklerce azledildi. İstanbul’a getirilen Dimitrie çalışmalarına burada devam etti […] İstanbul’daki yaşamını kardeşi [ağabeyi] Antioch’un Bâbıâli’deki diplomatik temsilcisi olarak sürdürdü […] Dimitrie memleketinde ve Bâbıâli’de değişik isimlerle anılıyordu. Yurttaşları onu Dumitraşco Beizade ve sonra Voyvoda Dimitraşco olarak tanıdılar. Türkler, O’na Boğdan Prensi […] Küçük Kantimiroğlu ünvanlarını verdiler. Sonunda kısaca Kantemiroğlu denildi, Osmanlı/Türk müziği tarihindeki yerini de bu isimle aldı.

Dimitrie, Boğdan’da bulunduğu sıralarda Yunan kültürü ve dili  üzerine geniş kapsamlı bir öğrenim gördü […] Genç Beyzâde Dimitrie 1688’de İstanbul’a geldiğinde geniş bir bilgiyle donanmıştı ve kitap okumayı çok seviyordu ve birçok konuda büyük bir öğrenme merâkı vardı.

Hem Boğdan’da hem de İstanbul’da resmî ve özel eğitim almış olan Dimitrie, Doğulu ve Batılı birçok dile hâkim olduğu için târih, coğrafya, dil, teoloji, felsefe, etnoloji, güzel sanatlar, astronomi, müzik ve matematik gibi alanlarda kendini iyi bir düzeyde yetiştirmiş ve çeşitli çalışmalar yapmıştır.

Dimitrie Cantemir’e, müziğin temel kavramlarını öğreten ilk ustası besteci ve iyi bir çalgıcı olan Giritli Cacavelas’tır (1691-1693 ve 1699-1700). Genç prens çok çabuk bir gelişme gösterdi. Öyle ki, Polonya elçisi Raphael Leszczynski Yaş’ı zirayet ettiği sırada, genç Dimitri’nin müzik sanatından anlayan bir amatör olduğunu saptamıştı .

DİMİTRİ KANTEMİROĞLU DIMITRIE CANTEMIR Kimdir Hayatı Kişiliği Hakkında Önemli Ansiklopedik Bilgiler
DİMİTRİ KANTEMİROĞLU DIMITRIE CANTEMIR Kimdir Hayatı Kişiliği Hakkında Önemli Ansiklopedik Bilgiler

Akademik çalışmalarla beraber Osmanlı/Türk mûsıkisi çalışmalarına da başlayan Dimitrie, tanbur çalmayı öğrendi. Sultan III. Ahmed, kendisini [Dimitrie’yi] evlâdı yerine koymuş, şehzâdeler gibi eğitilmesini istemişti. Bunun sonucu olarak [Dimitrie] Enderûn’a yerleştirilerek eğitimini sürdürdü. Buradaki hocaları şâir Nef’ioğlu, şâir ve mûsıkişinas Râmi Mehmet Paşa, ressam Levnî Çelebi, matematikçi Esad Efendi’dir . Onbeş yıl boyunca birlikte çalıştığı [müzik] öğretmenleri, iki saygın Rum mûsıkîşinas, mühtedî Kemânî Ahmed Çelebi (Ö. 1720) ve asıl adı Rum Angeli olan Tanbûrî Angeliki (1615-1690) idi

Cantemir’in Osmanlı’da müzik alanındaki ilk çalışması, el-Kindî’den (M.S. 9.yy.) beri gelen Ebced notasını13 geliştirerek yeni bir notalama sistemi ortaya çıkartması ve bu notalama sistemini kullanarak çok sayıda İnce mûsıkî eserini notaya almasıdır14. Notaya aldığı bir çok eseri ve inceleyip geliştirdiği Doğu ve Osmanlı/Türk Müziği’ne ait kuramsal bilgileri bir Edvar’da yayınlamıştır: Kitabu‘İlmi’l-Mûsıkî ‘alâ vechi’l-Hurûfât (Mûsikîyi Harflerle Tesbit ve İcrâ İlminin Kitabı) adlı on bölümden oluşan edvarın (veya mecmua) bir kısmında Kantemiroğlu tarafından notaya alınan on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda bestelenmiş 315 peşrev ve 40 saz semâi, edvarın diğer bir kısmında ise perdeler (sesler), makamlar, usuller, müzik bilimi, makam analizi vb. bilgiler bulunmaktadır.

Kantemiroğlu Edvar’ına yönelik bir bilgi ise şöyledir: Rahip Toderini […] Türk mûsıkisinin temel yazılı kaynaklarından birini ilk kez gören Avrupalı’dır ve onun gördüğü nüsha, Kantemiroğlu’nun kendi elinden çıktığı sanılan Kitabu‘İlmi’l-Mûsıkî ‘alâ vechi’l-Hurûfât16 adlı nüsha değil de, Târif-i İlm-i Mûsıkî alâ Vechi Mahsus adını taşıyormuş.

Kantemiroğlu’nun kapsamlı bir diğer çalışması da içinde müziğe birkaç sayfa ayırdığı Osmanlı İmparatorluğu’nun Yükseliş ve Çöküş Tarihi17’dir.

[…] Kantemir’in yirmi iki peşrev, on bir saz semâisi, iki aksak semâi ve bir beste olan otuz altı eseri yanında, yakın bir zamana değin İstanbul müzikçilerince yorumlanan Kantemir Marşı (Chanson de Cantemir), Galata Mevlevi dervişlerinin törenlerinde çalınan ve epeyce tartışma konusu olan bir âyini de sayılmaktadır […] Müzik öğretmeni olan Kantemir, İstanbul’da “Sinik” Mehmed ve “Bardakçı” Mehmed Çelebi gibi, müzik alanında üne kavuşan kimselerin devam ettiği bir okul kurmuş ve öğretici bir müzik elkitabı yazmanın yararlı olacağını anlamıştı […] Kantemir, “müzik sanatını içeren küçük kitaptan başka”, “İstanbul gibi koskoca bir kentte ancak üç dört kişinin bildiği bu sanatın ilkelerini ve inceliklerini açıklamak için daha ayrıntılı bir kitap yazmak” düşüncesindeydi. Kantemir diyordu ki: “Belki bir gün Tanrı bana sağlık ve olanak verirse bu sanatı, Doğuluların yazdığı biçimde tüm derinliğiyle anlatan bir kitap yazacağım” (Cioranesco, 1975). Elli yaşında ölen D. Cantemir müzikle ilgili daha geniş bir çalışma yapacak kadar yaşayamamıştır.

Cantemir ve Bobowski’nin Osmanlı’daki yaşamlarında ve üretimlerinde ortak özellikler görülmektedir: Öncelikle her ikisi de Osmanlı’ya rehine olarak gelmiş ve birer Levanten olarak yaşadıkları Osmanlı’da, ikisi de Enderûn’da eğitim almış, ikisi de farklı diller öğrenip çeşitli alanlarda araştırmalar yapmıştır. Osmanlı’daki müzik alanındaki ilk faaliyetleri de yaygın olmayan nota yazımını ortaya çıkarmaları ve birçok Osmanlı/Türk Müziği eserlerini notaya almalarıdır.

Yine her ikisi de hem besteci ve seslendirici olarak hem de notaya aldıkları eserleri ve diğer müziksel bilgileri birer kitaplaştırarak Osmanlı/Türk Müzik Kültürüne geçmişten geleceğe katkı sağlamışlardır. Bütün bu ortak özelliklerle birlikte Bobowski, Cantemir’den farklı olarak müzik kuramına yönelmemiştir.

Bu bölümde son cümle olarak, Cantemir ve Bobowski’nin yazılı çalışmaları, özellikle on altıncı ve on yedinci yüzyıl Yakın Doğu ve Osmanlı müzik kültürüne ait bilgiler vermesi açısından Türk müzikolojisi açısından  önemli  birer kaynak niteliği taşımaktadır.

GARP (BATI) MÛSIKÎSİ’NDE LEVANTENLER VE ÇALIŞMALARI

Osmanlı Devleti Ermeni Müzisyenler. Gomidas Kimdir Osmanlı Musikisi Marşları Ve Müzikleri. Osmanlı Saray Klasik Batı Müziği. Sanatçı Ve Müzisyenleri
Osmanlı Devleti Ermeni Müzisyenler. Gomidas Kimdir Osmanlı Musikisi Marşları Ve Müzikleri. Osmanlı Saray Klasik Batı Müziği. Sanatçı Ve Müzisyenleri

Osmanlı’da Garp Mûsıkîsi olarak bilinen Batı Avrupa Müziği’nin Osmanlı’daki yerleşik varlığı incelendiğinde ondokuzuncu yüzyıla ait bilgiler ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Osmanlı’da Batı Avrupa Müziği konusunda çalışmış Levantenleri ise ondokuzuncu yüzyıldan itibâren araştırmak gerekmektedir. Öncelikle Osmanlı’da Batı Müziği’nin varlığını kısaca incelemek konuya giriş için uygun olacaktır:

Osmanlı aslında Bizans’tan aldığı İstanbul’la birlikte 15. yüzyıldan itibâren Batı Müziği ile tanıştı. Yâni İstanbul’daki kiliselerde yapılan (çoksesli) koro müziği sayesinde, Batı Müziği Osmanlı’nın içine girmiştir.

İstanbul’daki ilk Batı Müziği konseri ise Fransa Kralı I. François’in […] [İkinci Süleyman ile 1543’te yapılan antlaşma münasebetiyle] yeni müttefikini memnun edeceği ümidiyle, pek yetkin mûsıkîcilerden oluşan bir takımı [orkestrayı], müttefikinin büyüklüğüne layık bir takdimde bulunmuş olmak üzere [İstanbul’a] göndermiştir […] Süleyman öncelikle hepsini pek uygun kabul ederek, kendi ve bütün saray erkânı [ileri gelenleri] huzurunda üç çeşit konser vermelerine müsaade etmiştir. Batı Müziği’nin Osmanlı’da kurumsallaşması ise şöyle gelişmiştir:

Osmanlı Müzik Sanatı Ermeni Ve Avrupalı Müzisyenler.OMusikisi Marşları Ve Müzikleri. Osmanlı Saray Klasik Batı Müziği. Tarihi Eski Sanatçı Ve Müzisyenleri Resim
Osmanlı Müzik Sanatı Ermeni Ve Avrupalı Müzisyenler.OMusikisi Marşları Ve Müzikleri. Osmanlı Saray Klasik Batı Müziği. Tarihi Eski Sanatçı Ve Müzisyenleri Resim

Sultan II. Mahmud [1785-1839] sonu gelmeyen isyanlar tertip eden, bir askeri kuruluş olmaktan çıkan […] Yeniçeri Ocağı’nı 1826 yılında ortadan kaldırmıştır […] İşte bu teşkilata bağlı olan Mehterhâne de aynı zamanda kapatılmıştır .

[…] Yeniçeri ordusu kaldırıldıktan sonra yerine konulan Batı örneğine uygun askerin18 […] Mehter takımı ile yürümesi uygun olmayacaktı, yeni askere yeni muzika gerekliydi. III. Selim’in [1761-1808] saltanatı yıllarında bu alanda küçük bir deneme olmuş; III. Selim 1794’te Yeniçeri ordusuna dokunmadan onun yanıbaşında Avrupa örneğine uygun bir askerî birlik kurmuştu; bu birliği yetiştirmek için getirtilmiş olan Fransız subayları, bu yeni askerin önüne bir boru takımı koymuşlardı. Yeniçeri ordusunun yerine geçen yeni asker için bu defa tam Bando19 oluşturulması düşünüldü. Pâdişâh II. Mahmud ilk Türk Bandosunun saraya mensup gençlerden kurulmasını kararlaştırdı .

Enderûn’a mensup Türk gençler Batı müziği öğreneceklerdi; ondan sonra da askerî birlikler için Bandolar kurulacaktı […] Bandonun ilk öğretmenleri de Süvâri Borazanı Vaybelim Ahmed Ağa ile Trampetçi Ahmed Usta’dır. Bu iki Ahmed Ağa 1794’te III. Selim zamanında kurulan Nizâm-ı Cedît [Yeni Düzen] adı altındaki yeni asker teşkilâtına girmişler, bu askerî birliğin boru takımında çalışarak Batı müziği ile ilgilenmeye bu şekilde başlamışlardır. […] İlk Bandonun kuruluşundan bir sure sonra Vaybelim Ahmed Ağa ile Trampetçi Ahmed Usta, başka hizmete alınarak Bando öğretmenliğine o sırada İstanbul’da bulunan Manguel adında bir yabancı getirilmiş; bu kişinin hizmeti de kısa sürmüş, 1828 yılında Giuseppe Donizetti (1788-1856) çağrılarak askerî bandolar öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır

Mecidiye Marşı Giuseppe Donizettinin Sultan Abdülmecid Mahmut Osmanlı İmparatorluğu Milli Marşı Giusepe Donizeti
Mecidiye Marşı Giuseppe Donizettinin Sultan Abdülmecid Mahmut Osmanlı İmparatorluğu Milli Marşı Giusepe Donizeti

[…] Giuseppe Donizetti’nin çalışmaları sonucu ilk Osmanlı Bandosu ile birlikte Batı müziği Osmanlı Sarayında teşkilâtlanmış ve yerleşmeye başlamıştır. Bir defâda çeşitli Bandolar yetiştirilmesine imkân bulunamayacağı doğaldı. Merkezî bir Bandoyla bir tür “Muzika Okulu” kurulmakla işe başlanması gerekli görülmüştür.

MUZIKÂ-I HÜMÂYUN 

Arenda Paşa Muzıka Yı Hümayun Komutanı.Mızıka Yı Musika ı Humayun Ve Cumhuriyet Dönemi Askeri Bando MuzıkaMızıka Yı Hümayun Musika I Hümayun
Arenda Paşa Muzıka Yı Hümayun Komutanı.Mızıka Yı Musika ı Humayun Ve Cumhuriyet Dönemi Askeri Bando MuzıkaMızıka Yı Hümayun Musika I Hümayun

MUZIKÂ-I HÜMÂYUN denilen saray konservatuvarının kökeni budur; eski Enderûn mûsıkî teşkîlâtının yeni bir kolu ortaya çıktı .

Muzikâ-i Hümâyun, Osmanlı’nın Batılılaşma süreci kapsamında, aslen bir Batılı askerî müzik (Bando) eğitimi ve uygulaması için ortaya çıkarılan ama içeriği genişleyerek Osmanlı’nın Saray’da kurulan ilk resmî bandosu ve konservatuvarıdır.

İlk Saray Bandosu’nun 1826’da kurulmaya başlaması ve 1828’de Donizetti ile resmen çalışmaya başlaması sonunda ilk Muzika (Müzik) Okulu olarak nitelenen Muzikâ-i Hümâyun Mektebi, Mekteb-i Ulûm-u Harbiye ile birlikte Hicri 1247 (M.1831) yılında Maçka’da kurulmuştur.

Saray Bandosunun ve Muzikâ-i Hümâyun Mektebi’nin bir konservatuvar niteliğine dönüşümü bir anda olmayıp, Bandonun kendi içindeki gelişimi sonucu olmuştur. Bu bağlamda 1828’de çalışmalarına başlayan Bando ve Muzikâ-i Hümâyun aşamalarla gelişerek önce marşlar, sonra da opera parçaları çalarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar varlığını sürdürmüştür.

Muzıka–i Humayun Nedir Kuruluşu Mızıkayı Hümayun MARŞI Askeri Müze Mehteri Bando Osmanlı Marş Mızıka ı Hümayun Saray
Muzıka–i Humayun Nedir Kuruluşu Mızıkayı Hümayun MARŞI Askeri Müze Mehteri Bando Osmanlı Marş Mızıka ı Hümayun Saray

İncelemeler sonucu Osmanlı’da Batı Müziği’nin kurumsallaşması ve yerleşmesi sürecinde görev almış ve Batı müziği alanındaki ilk Türk müzisyenleri eğitmiş olan başlıca şu Levanten müzikçiler ortaya çıkmıştır: Mösyö Manguel (Mangel), Giuseppe Donizetti, Bartolomeo [Berti] Pisani, Callisto Guatelli, D’Aranda (Aranda) ve Dussep.

Bu müzikçiler hakkındaki bazı bilgiler sırasıyla şöyledir:

MANGUEL (MANGEL) KiMDİR? VE MÜZIK HAYATI

Kaynaklardan adı geçen fakat hayatı hakkında bir bilgi bulunmayan Mösyö Manguel (Mangel), 1827-1828 arasında bir süreliğine Osmanlı’nın ilk bandosunun ilk Avrupalı (Fransız) eğiticisi olmuştur. Bazı kaynaklarda Manguel hakkındaki bilgiler şöyledir:

“Âta Târihi’nde23 ilk ecnebi muzika mualliminin Mangel isminde birisi olduğu zikredilmiş bulunması kütüphânemde bulunan Lûtfi Târihi24 nüshasındaki kaydı teyit etmektedir. Bu Mösyö Mangel’in hangi millete mensup olduğu gösterilemiyorsa da ismine bakılırsa Fransız olması ihtimal dahilindedir. Herhalde sarayda ya çok zaman kalmamış, yâhut bir eser bırakmamıştır ki pek küçük yaşta saray muzıkasına girmiş olan Miralay Zâti [Arca] Bey kendisinden bahsolunduğunu duymamıştır” (Pakalın, 1993:591).

“Filhakika, o sıralarda [1827] İstanbul’da bulunduğu için aylıkla tutulan ve Fransız olması muhtemel M. Manguel, beceriksiz bir çalgı ustası çıktı. Az zamanda kâbiliyetsizliği anlaşıldı, Avrupa’dan selâhiyet sâhibi bir maestro celbi düşünüldü”  demektedir.

Mızıka Yı Musika ı Humayun Ve Cumhuriyet Dönemi Askeri Bando MuzıkaMızıka Yı Hümayun Abdulaziz Ordusu Musika I Hümayun 2
Mızıkayı Musika ı Humayun Ve Cumhuriyet Dönemi Askeri Bando Muzıka-ı Hümayun Musikai Hümayun

Muzikâ-i Hümâyun’la ilgili bilgi veren çoğu kaynak, Âta Târihi’ne dayanarak sadece “İlk banda öğretmeni, İstanbul’da bulunmakta olan Fransız tebealı Monsieur Manguel isimli ‘tambur-majör’ oldu”  vb. şeklinde bilgi  vermektedir.

Yukarıdaki bilgilerden de görüldüğü üzere Fransız olduğu düşünülen ve ilk Saray bandosunun eğiticisi olmuş bir Manguel ya da Mangel’in varlığı söz konusudur. Ancak İstanbul’da ne kadar süre yaşadığı bilmediği için -ki bu sürenin çok kısa olduğu ortaya çıkmaktadırdolayısıyla bir Levanten olup olmadığı da çözülememektedir.

  • GIUSEPPE DONIZETTI (PAŞA) KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

Giuseppe Ambrogio Donizetti 6 Kasım 1788’de Kuzey İtalya’nın Lombardiya Bölgesinde Alp dağları’nın Bergamo şehrinde doğdu […] Bergamo’da bu dönemde diğer İtalyan şehirlerinde olduğu gibi hem kiliseye bağlı, hem de kilise dışında zengin bir müzik hayatı vardı . Giuseppe Donizetti ilk müzik derslerini halasının kocası olan Giacomo Corini’den aldı. Ne yazık ki “Lezioni Caritatevoli di Musica” açıldığında okula kaydolmak teşebbüsünde bulundu ise de, o sene on yedi yaşına girdiği için, yaş haddinden dolayı buraya kabul edilmemişti. Kardeşi ünlü opera bestecisi Gaetano Donizetti’nin müzik hocası [Alman asıllı] Prof. [Johann Simon] Mayr [1763-1845] ile bir süre [parasız on dokuz ders aldı] çalıştı.

Donizetti bir İtalyan olarak 1806’da Napoléon’un ve Fransız İmparatorluğu’nun emrine girdi. 18081813 [1806-1814] yılları arasında asker olarak savaşlara katıldı. 1813’te Cenevre’de Elbe Adası Taburu Bandosuna girdi. 1815’te [Angela Tondi ile] evlendi ve Napolyon’un birliği ile Fransa’ya gitti. Aynı yıl tekrar İtalya’ya dönerek “Reggimento Provinciale di Casale” alayının muzika direktörü olmak için Sardunya ordusuna katıldı. 1821’de katıldığı “Kazal [Casale] Livası”nın birinci alayının bandosunu İstanbul’a gelinceye kadar yönetti. 1828’den itibaren II. Mahmud’un davetiyle İstanbul’a yerleşip, Osmanlı’nın ilk askeri bandosu ve konservatuvarı olan Muzikâ-i Hümâyun’u kurmuş ve yönetmiş, Osmanlı’daki ilk opera ve orkestra çalışmalarını başlatmış ve Osmanlı’da Batı Müziği’nin yerleşmesinin ve kurumsallaşmasının en önemli temsilcisi olmuştur. 12 Şubat 1856’da İstanbul’da ölene kadar bir Levanten olarak yaşamış olan Donizetti Paşa hakkında kaynaklardaki bilgiler şöyledir:

Muzıka I Hümayun Nedir Şefleri Öğretmenleri Ve Önemli Bilgiler Askeri Bando Bando Osmanlı Marş Savaşı Mızıka Yı Hümayun Saray Padişah Sultan
Muzıka I Hümayun Nedir Şefleri Öğretmenleri Ve Önemli Bilgiler Askeri Bando Bando Osmanlı Marş Savaşı Mızıka Yı Hümayun Saray Padişah Sultan

İlk Osmanlı bandosunun ilk Avrupalı eğiticisi Mösyö Manguel gönderildikten sonra yeni bandonun başına Avrupalı yeni bir eğitici aranmış, bu amaçla Sultan II. Mahmud, Hüsrev Paşa’yı görevlendirmiştir. Bu amaçla Hüsrev Paşa Sardunya ve Piemonte Krallığı’nın İstanbul’daki temsilcisi Marchese Gropollo ile görüşmüş ve kendilerine uygun bir müzisyen tavsiye edilmesi hususunda ricada bulunmuştur. Gropolla, bu konuda Torino’daki Dışişleri Bakanlığı ile irtibat kurmuş ve burada çalışan Grosson isimli bir memur tarafından da Giuseppe Donizetti tavsiye edilmiştir. Görevi kabul etmesinin ardından da 7 Kasım 1827 târihli bir resmî yazışmaya göre Giuseppe Donizetti, “Istruttore Generale Dele Musiche  Imperiali  Ottomane” veya Gazimihal’in tâbiriyle “Osmanlı Saltanat Muzıkalarının Baş Ustakârı” ünvânı ile İstanbul’daki görevine tâyin edilmiştir.

Mızıka Yı Musika ı Humayun Ve Cumhuriyet Dönemi Askeri Bando MuzıkaMızıka Yı Hümayun Abdulaziz Ordusu Musika I Hümayun 1
Mızıka Yı Musika ı Humayun Ve Cumhuriyet Dönemi Askeri Bando MuzıkaMızıka Yı Hümayun Abdulaziz Ordusu Musika I Hümayun 1

“Bu Donizetti, Muzikâ-i Hümâyun’a gelen ikinci muallim’dir. İtalya’daki [Gaetano] Donizetti’nin kardeşidir. Muzikâ-i Hümâyun onun [Mangel’den bahsediyor olmalı] zamanında 20, 30 Alafranga hava [Avrupalı eser] ile biraz terakki etmişti. Sonra Guatelli Paşa zamanında pek çok terakki eylemiştir”

[…] “Donizetti’ye memleketimizde verilen ilk [Türk] talebeler26 kısa zamanda nota öğrenmişler, Batı mûsıkîsi âletlerini çalmaya, İtalyanca besteleri terennüm etmeye başlamışlardır […] Bandoya kısa zamanda birçok Türk genci alınmış, muhtelif sazları [çalgıları] öğretmek üzere müteaddit İtalyan hocalar getirtilmiştir. Askerî bandolar kurma teşebbüsü muvaffakiyetle neticelenmiş, bir zaman sonra Türk mûsıkici ve idârecilerin nezâreti altında bandoların sayısı arttırılmıştır. G. Donizetti’nin Osmanlı sarayında İkinci Mahmud devrinde başlayıp [Birinci] Abdülmecid’in Pâdişahlığı senelerine kadar devam eden çalışmaları arasında Türk orkestrasının teşkil edilmiş olduğunu bilhassa ehemmiyetle kaydetmek lâzımdır […] Abdülmecid daha beş yaşında iken sarayda Donizetti hocayı görmüş, biraz büyüyüp aklı ermeye başladığı sıralarda da İtalyalı mûsıkîcinin çalışmalarına ilgi göstermişti; Hükümdar olduktan sonra yenilik hareketleri arasında tiyatro ve operaya karşı büyük bir alâka duydu; Abdülmecid, […] sarayda mûsıkîli bir tiyatro eseri [opera] oynatılması için gereken tertiplerin alınmasını da istedi. Donizetti, sarayda bandodan başka bir de salon orkestrası teşkil etti […] Abdülmecid sarayındaki mûsıkî çalışmalarından biri de erkek san’atkarların teşkil ettikleri fanfardan başka genç kızlardan mürekkep bir fanfar, bir de bale vücûda getirilmesidir. Garbın yüksek sanat musıkisi bu yollardan gelecekti”.

Ayrıca, Giuseppe Donizetti’nin İkinci Mahmud için bestelediği Mahmudiye Marşı (1829) onbir yıl, Birinci Abdülmecid için bestelediği Mecidiye Marşı da (1839) yirmi iki yıl boyunca OsmanlıDevleti’ninmarşı olarak çalınmıştır.

Yukarıdaki bilgilerde de görüldüğü gibi, Giuseppe Donizetti ve ailesi İstanbul’da yirmi sekiz yıl bir Levanten müzikçi olarak yaşamış ve birçoğu Türkiye’ye uzanan, bando, orkestra, opera ve bale gibi Batı Avrupa müziğinin değişik ögelerinin Osmanlı’da kurumsal olarak ortaya  çıkmasını  -çoğu  İtalyan olan arkadaşlarıylasağlamıştır.

CALLISTO GUATELLI (PAŞA) KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

26 Eylül 1819 tarihinde İtalya’nın Parma şehrinde doğan Callisto Guatelli, 1830’da şehrin müzik okuluna girmiş ve burada Francesco Hiserich’ten (17721851) kontrbas ve Antonio de Cesari’den (1797-1853) şan [şarkı söyleme] dersleri almıştı.

1838’deki mezuniyetinin ardından bir süre aralarında Teatro Carlo Felice’nin de bulunduğu (1844) çeşitli İtalyan tiyatrolarında koro şefi olarak çalıştı.
İstanbul’a da Naum Tiyatrosu’nda görev yapmak üzere büyük olasılıkla 1840’lı yılların ikinci yarısında gelmişti. 18 Aralık 1846 tarihinde pâdişah ve mâiyeti huzûrunda bir piyano resitali vermiştir.
İstanbul’da Naum Tiyatrosu’nda temsiller vermeye gelen bir İtalyan opera topluluğunun orkestra şefiyken, Padişah Abdülmecid’in ilgisini çekerek, Giuseppe Donizetti’nin ölümünden sonrakaymakam rütbesiyle Muzikâ-i Hümâyun’un komutanlığına atandı (1856). 1858’de, yine Muzikâ-i Hümâyun’da görevli d’Aranda Paşa ile uyuşmazlığa düşünce, kısa bir süre komutanlıktan ayrıldı. Daha sonra saray bandosunun başına getirildi. 1868’de yeniden Muzikâ-i Hümâyun’un komutanlığına atandı. Sultan Abdülaziz’in padişah olması üzerine bestelediği Sultâni marşıyla Sarayın saygısını kazandı ve rütbesi mirlivalığa (tuğgeneral) yükseltilerek paşa oldu. […] Pek çok kişiye Batı Müziği zevkini aşılamıştır […] Saraydaki görevinin dışında özel dersler de vermiştir […] Muzikâ-i Hümâyun’da yetişmesine katkıda bulunduğu besteciler ve [ilk Türk] şefler arasında Mehmet Ali, Saffet (Atabinen), Zâti (Arca), Pazı Osman, Fâik ve Zeki (Üngör)  Beyler vardır. 1899’da İstanbul’da öldü.
Abdülmecid’in çocukları Murad ve Abdülhamid’in […] musıki öğretmenleri Guatelli Paşa idi (Kösemihal, 1939:146). Guatelli Paşa hakkında kaynaklardaki bazı bilgiler şöyledir:

“Donizetti’nin sağlığında saraya onun teklifi ile birçok ecnebi musıki san’atkârları alınmıştı; bunlardan biri de Guatelli isminde bir İtalyan’dır. Bu zât, […] Naum Tiyatrosu’nda temsiller veren ecnebi [İtalyan] opera heyetlerinden birinin orkestra şefi olarak

İstanbul’a gelmişti”.“Saray muzikasına dört  pâdişah  devrinde uzun bir müddet emek vermiş olan Callisto Guatelli Paşa, […] Giuseppe Donizetti Paşa’nın ölümünden sonrada saray bandasının birinci derece şefi olarak çalışmıştı; Abdülaziz’in pâdişahlığı sırasında 1853’te onunla birlikte bu sıfatla ve bandanın başında pâdişahın Mısır seyahatine katılmış, sarayda Batı mûsıkisi çalışmaları ihmâle uğrayınca, bir süre saray dışında çalışmasına izin verilmişti.  Abdülaziz 1867’de Avrupa’ya gidip geldikten sonra, Sarayda Batı mûsıkisi’ne önem verilir gibi olmuş, Guatelli Paşa da yine saray hizmetine çağrılmıştı” .

Callisto Guatelli de Osmanlı’da bazı besteler yapmıştır:

Osmanli Kasidesi “Sultan Abdulmecit” (Inno nazionale Ottomane “Sultan Abdul Medgid) 1850., Refia sultan (Rafie sultana) 1850., Abdülaziz için 1861’de bestelediği Aziziye Marşı (Aziziye march), Osmaniye Marşı (Osmanie marche) 1861.,  ve Osmanlı Sergi Marşı (Marche de l’exposition Ottomane) 1863.

Guatelli’nin Osmaniye Marşı, Osmanlı’nın millî marşı olarak bir süre kullanılmıştır. Ancak asıl Osmanlı milli marşı olarak Donizetti’nin marşları ağırlıkta olmuştur.

BARTOLOMEO BERTI PISANI KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

1811-1876 yılları arasında yaşadığı bilinen İtalyan müzisyen Bartolomeo Berti Pisani’nin hayatı hakkında pek bilgiye ulaşılamamıştır. Pisani’nin Giuseppe Donizetti’nin ölümünden sonra onun yerine geçtiğine ilişkin ve Guatelli’yle aynı dönemde çalıştığına dâir bilgiler mevcuttur. Pisani hakkındaki bazı bilgiler de şöyledir:

Kösemihal, (1939/I:125) “ […] Hem Donizetti artık ihtiyarladığı hem de opera şefliğinde eski tecrübesi bulunmadığı için saray opera temsillerinde zaman zaman başkalarının da şeflik ettiğini düşünebiliriz. Nitekim, ölümünden sonra Pizani isminde birisinin onun yerine geçtiğini biliyoruz” demektedir.

“Callisto Guatelli’yi bir başka İtalyan Berti Pisani 1858 senesinde aynı görevde takip etmiş, […] livalığa terfi eden Necip Paşa Muzikâ-i Hümâyun’un başına geçmiş; kurum ikiye bölünerek Berti Pisani tiyatro bölümünün başına getirilirken Callisto Guatelli de müzik bölümünden sorumlu olmuştur. […] Belki de pâdişahlar arasında en çok klasik Batı müziği28 hayranı olan Abdülmecid’in ölümü de [1861] beraberinde yine hiç beklenmedik bir eserin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Berti Pisani tarafından bestelenen bu eser bir Marche funébre, yâni bir cenâze marşıdır. […] Ancak Pisani’nin bu dönemde Osmanlı bandoları genel direktörü olarak Giuseppe Donizetti’nin makamında bulunduğu düşünülürse, marşın Sultan Abdülmecid’in cenâzesinde çalınma olasılığı yüksektir”

“Saray orkestrası Abdülmecid’in pâdişahlığı sırasında Giuseppe Donizetti’nin çalışmaları ile kurumlu, yine onun tarafından saraya aldırılmış olan Guatelli ve Pizani gibi İtalyan şeflerin elinde çok az gelişmişti” bilgisinden yola çıkarak Pisani’ninin Donizetti yaşarken İstanbul’da yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda 1856’dan önce sarayda görevlendirildiği ve Abdülmecid öldüğünde ise görevli olduğu düşünülürse Pisani’nin de on yılı aşkın biz zaman müzisyen bir Levanten olarak Osmanlı’da yaşadığı düşünülebilir. Ayrıca Guatelli gibi 1840’larda İstanbul’a geldiği de düşünülürse Levanten olarak yaşadığı süre daha da artar.

D’ARENDA (PAŞA) KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

İspanyol piyanist ve müzik öğretmenidir. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmiyor. […] Paris Konservatuvarında yetişmiş ciddi bir piyanist idi. 1880’de Osmanlı hükümetinin çağrısı üzerine İstanbul’a gelerek Muzikâ-i Hümâyun’da öğretmenlik görevi aldı ve birçok [Türk] müzikçinin yetişmesine katkıda bulundu. Otuz altınla başladığı görevindeki başarısı nedeniyle paşalığa kadar yükseltildi. [İkinci] Meşrutiyetin ilânından sonra [1909] diğer yabancı [Avrupalı] hizmetliler gibi, işine son verilerek memleketine gönderilmiştir. Muzikâ-i Hümâyun’da saygı görmesine ve Batı Müziği’nin Osmanlı’da yerleşmesine büyük çaba gösterilmesine karşın, Guatelli Paşa’yla ararındaki çekişme nedeniyle, ancak O’nun  ölümünden [1899] sonra bandonun yöneticiliğine getirilmiş, fakat bu görevinde bir yıl kalabilmişti. Yaşamının Osmanlı’dan ayrıldıktan sonraki bölümü bilinmiyor. Görüldüğü gibi d’Arenda Paşa İstanbul’da yirmi dokuz yıl bir Levanten müzisyen olarak yaşamıştır. d’Arenda Paşa hakkında kaynaklardaki bazı bilgiler şöyledir:

“[…] 1899 yılından 1909 yılına kadar saray musikicileri arasında İtalyan sanatçılar bulunmakla beraber, üslub ve metodu yerine Paris Konservatuvarı mezunu d’Arenda, memleketimizdeki Batı musikisine İtalyan üslub ve metodu yerine, Fransız üslub ve metodunu getirmeye çalışmıştır. Nota kitaplığını yeni baştan düzenleyip ciddi

eserlerle zenginleştirmiş, yetkili aranjmancılar29 elinden çıkmış partisyonları30 Paris’ten getirtmiş, yeni sazlar [çalgılar] satın aldırmış, banda ve orkestrada ilerlemeler görülmüştür”

“Paris’te iken bando işiyle uğraşmak fırsatını – piyanistliği icabı – hiç aramamış olmasına rağmen, müzik görüşü ve kültürü bakımından seleflerinden üstün bir seviyede bulunduğu için, şefliğe kolaylıkla intibak etti”.

  • DUSSEP / DUSSAP / PAUL DUSAPPE KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

Dussep veya Paul Dusappe adı, Muzikâ-i Hümâyun’la ilgili kaynaklarda geçmesine rağmen hayatı hakkında çok az bilgiye rastlanmıştır:

Ermeni asıllı bir Fransız müzisyeni olan Dussap Paşa, eski bir İstanbullu aileden olup […] Paris konservatuvarında okudu. 1896’da emekli olan İtalyan Guatelli Paşa’nın yerine II. Abdülhamid tarafından Muzikâ-i Hümâyun’un umum kumandanlığına getirildi. Pâdişâh için bir “Marş-ı Sultânî” besteledi ve paşa oldu.Usta bir piyanist olan Dussap Paşa, Pâdişâha Batı mûsıkisi dersleri verdi. Doğum tarihi bilinmeyen Paul Dussap’ın ölüm tarihi 1905 olarak bilinmektedir. Hakkındaki diğer bilgiler şöyledir:

“Piyanist Katolik Ermeni Dussap Paşa saraya alındıktan sonra, bu zat temsillerde orkestrayı piyano eşliği ile idare etmek istemiş, bu yüzden Guatelli ile aralarında geçimsizlik çıkmıştı” diyerek Dussep’in Ermeni olduğunu vurgular.

“Abdülhamid’e [II] şehzâdeliğinde musiki öğretmenliği etmiş  olanlardan  biri  de Paul Dusappe’dir; onu pâdişah olduktan sonra yanında alıkoymuştur, bazı akşamlar çalgı çaldırıp eğlenirdi. Dusappe diyor ki: Abdülhamid, keman nevinden âletlerle piyanodan mürekkep kuartetleri pek severdi. Bu yolda bestelenmiş birkaç parça çaldıktan sonra benden şan yapmamı [şarkı söylememi] ister, bazen de musiki üzerine konuşmalara  girişirdi…”.

“[…] İkinci Abdülhamid’in çocukluğunda sarayda bulunan ve ona piyano  dersi vermiş olan Dussep Paşa, Abdülhamid tarafından Guatelli’nin yerine orketra şefi yapılmıştır…”

zalp, (2000:257) kaynak göstermeden dipnot olarak; “Dusep Paşa İtalyan asıllıdır. Sultan Hamid’e şehzâdeliğinde piyano hocalığı yaptı. Öğrencisi pâdişah olunca onu [Dussep’i] mûsıkî öğrenimi için Paris’e yolladı. Dönüşünden sonra Guatelli Paşa’dan boşalan Saray Orkestrası şefliğine getirildi.” diyerek Dussep’in İtalyan olduğunu vurgular.Ancak adından yola çıkıldığında Dussep’in İtalyan olma durumu olasılık dışı görünmektedir. Ancak Ermeni asıllı bir Fransız olma olasılığı daha fazladır. Dussep Paşa ile ilgili bilgiler sadece İkinci Abdülhamid döneminde geçmektedir. Yetmiş altı yıl yaşayan ve otuz dört yıl pâdişah kalan İkinci Abdülhamid’in şehzadeliğinden tahttan indirilme süreci değerlendirildiğinde Dussep’in yaklaşık 30-35 yıl arasında Osmanlı’da bir müzisyen Levanten olarak yaşadığı düşünülebilir. Ancak Ermeni olduğu varsayıldığında ise zaten bir azınlık olarak varolduğu düşünülecektir.

  • H. HEGYEI KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

Bir Macar piyanist olan H. Hegyei (Hege), 1863’te Budapeşte’de doğdu. Önce Budapeşte Müzik Akademisini bitirerek […] 1882’den itibâren Franz Lizst’ten üç yıl ders aldı. Bir yıl da ünlü piyanist ve pedagog T. Leschetizky yanında Viyana’da çalıştıktan sonra 1887’de Türkiye’de bulunan Macar dostlarının (konser vermek için) kendisini İstanbul’a davet etmesi üzerine Türkiye’ye gelerek, ölünceye kadar bu ülkeden ayrılamadı. […] Hegyei, İstanbul’daki 39 yıllık hizmetleri sırasında Saray Muzikası’nda, Türk Ocağı’nda, Dar’ül Elhân’da dersler verdi. Saray Orkestrasında çalıştı. Sonra Maarif Vekâleti’nin izniyle İstanbul Konservatuvarı’nda öğretmen oldu. Çok sayıda konser de vermiş olan Hegyei’nin çeşitli besteleri ve bir piyano konçertosu vardır. Başlıca öğrencisi kendi eşi Bayan Geza Hegyei, eşinin İstanbul’da ölümünden sonra (1926) İstanbul Konservatuvarı’nda o da öğretmenlik yapmıştır.

  • AUGUSTO LOMBARDI KİMDİR? VE MÜZIK HAYATI

1865 doğumlu Bahriye Sıbyan Muzikasının ilk öğretmenlerinden olan İtalyan Augusto Lombardi, Muzikâ-i Hümâyun’a alınan yabancı muzikacılardan olup Saray Orkestrası’nda kontrbas çalardı […] Ağabeyi olan Büyük Lombardi ise İstanbul çevresinde çok tanınmış bir piyanist ve müzik sanatçısı idi. Ağabeyinin bu şöhretinden yararlanan küçük Lombardi, 15 yıl Bahriyeye hizmet ettikten sonra Kaymakamlık rütbesine erişti. Ertuğrul [Yatı] Muzikasında çalgı öğretmenliği […] ve şeflik yaptı.. 1904’te İstanbul’da öldü. Lombardi tarafından bestelenmiş bazı eserler şöyledir: Espansione del Core; Romans (Piyano için).

  • PAUL LANGE KİMDİR? VE MÜZIK HAYATI

Bir Alman müzik eğitimcisi ve yönetmeni olan Paul Lange, 1865’te Almanya’da doğdu. 20.Yüzyılın başlarında İstanbul’daki Alman sefâretinin aracılığıyla Türkiye’ye [İstanbul’a] geldi. Belediye Muzikasını [Bandosunu] kurarak şefliğini yaptı. Muzikacılara gedikli zâbit (subay) olabilme hakkını sağladı. Daha sonra Ertuğrul [Yatı] Muzikasını kuran (1906) Paul Lange, kaymakamlık rütbesine erişerek “Bey” ünvânını aldı […] Kulekapısı’ndaki Alman Okulu’nda da öğretmenlik görevinde bulunan Lange Bey, Bahriye Muzikası’ndan mütâreke yıllarında ayrıldıktan kısa bir süre sonra yakalandığı hastalıktan dolayı 1920’de öldü . Lange Bey, tarafından bestelenmiş bazı marşlar şöyledir: Edirne Marşı; Barbaros Hayreddin Marşı; Yıldız Piyâde Marşı; Ertuğrul Süvâri Marşı.

“[…] Paul Lange, ecnebi iyi muzikacıların elbirliğiyle ve “Belediye Muzikası” nâmı altında en evvel kurarak, yetkili bir şef diye tanınmasını ilk defa işte bu takımın zararsız konserlerine borçludur”.

İtalo Selvelli KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

“İlk ecnebi öğretmen olarak muzikaya [Tophâne bandosuna] resmen tâyin edildiği gibi […] Selvelli […] aynı tarihi yaşamış olanların dediğine göre, Beyoğlu çevresinin en tanınmış bir piyano hocası ve emsalsiz bir akompanyatörü [eşlikçisi] idi. İtalya’dan konservatuvar mezunuydu. Saray dışındaki sultan ve prenslere de ders veriyordu. Aynı zamanda “Beşinci Sultan Mehmet Marşı”nı da bestelemiştir.

PEPINI GAITO KİMDİR? VE MÜZIK HAYATI

“[…] Muzikâi Hümâyun’da yüzbaşı rütbesini hâiz bulunan […]  saray  orkestrasında vazifeli yabancı müzisyenlerden bir İtalyandı. Gaito’nun bahriye Muzikasına karışması bahriyenin kendisine olan teveccüh eseriydi […] Bahriyeye şefliğiyle değil, asıl çalıcılığıyla hizmet etmiştir. Esasen bahriyede pek kısa bir müddet kalarak, esaslı hizmetini Muzikâ-i Hümâyun’da ifâ  etmişti.  Tophâne  Muzikası’nda  da  öğretmenlik etti: […] Tophâne Marşı, Dolmabahçe Marşı, Kuleli Marşı yazdığı eserlerdendir”.

Topkapı Bandosunu çalıştırmış olan ancak kendisi hakkında bilgi bulunmayan diğer müzisyen ise Oscar Detye’dir. Kendileri hakkında pek bilgi bulunmayan Muzikâi Humayun orkestrasındaki bazı müzisyenler ise; İtalyan Spinelli Efendi (Kontrbasçı), İtalyan Miliyaço Efendi (Flütist), Alman Ellinger Efendi (Çellist), Fransız Vensan (Vincent) Çeletano (Piccolo Flütist), İtalyan

Jozef Gayto Ef. (Kemancı), Boris (Kemancı), Jozef Romano (Kemancı), Samuel (Kemancı) ve İtalyan Kalisto Kumbaro Ef. (Akordör). Bu müzisyenlerin Levanten kavramına uyup uymadığı belirsizdir. Ancak Guatelli ve Dussap döneminde bulundukları göz önüne alındığında çoğunun Levanten olma olasılığı yüksektir.

  • WONDRA BEY / VONDRA BEY KIMDIR? VE MÜZIK HAYATI

Bir Macar violinisti [kemancı] olan Wondra Bey’in doğum ve ölüm tarihini bulmak mümkün olamadı. Babası Polonyalı, annesi İtalyan’dı. Ondört yaşındayken violinist Kreisler ile birlikte Paris ve Viyana Konservatuvarlarını bitirdi. Beş yaşındayken Romanya’da resital verdi ve Romanya kraliçesi kendisine piyanoyla eşlik etti. Bir resital için İstanbul’a geldiğinde, II. Abdülhamid tarafından saraya alındı. Muzikâ-i Hümâyun’un opera orkestrasında uzun yıllar baş kemancı olarak hizmet eden Wondra Bey, birçok öğrenci yetiştirdi […] 33 yaşında sirozdan ölmüştür. Wondra Bey’in en bilinen öğrencisi ise kendisinin görevini devralan Osman Zeki Üngör’dür.

  • STRAVOLO AILESI KİMDİR? VE MÜZIK HAYATI

Yukarıda bahsedilen Müzika-i Hümayun kapsamındaki saray bandosu, saray orkestrası ve operasının eğiticileri, şefleri dışında, bir de saray operasının şarkıcıları vardı. Bunlardan en ünlüsü ise İtalyan Stravolo ailesidir. Ailenin üyeleri hakkında -İtalyan kaynaklarında datek tek bilgiler mevcut olmayıp varolan Türkçe kaynaklardaki genel bilgiler değerlendirilmiştir:

“Yıldız Sarayı’nda on beş yıl devamlı olarak opera ve operet oynayan heyetin başında Salvatore Stravolo vardı. Bu zâtın oğulları ve kızları da sanatkârdı. [İkinci] Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun hatıralarında Çampi ailesi diye bahsedilen ve pâdişâhın mâiyetine alındığı bildirilen sanatkâr ailesi bunlardır. Salvatore Stravolo’nun büyük oğlu Komik Arturo, küçük oğlu Tenor Alfredo, kızı Olimpiya, damadı Luici [Luigi] Falconi [İkinci] Abdülhamid tarafından aylığa bağlanarak saray tiyatrosuna [operasına] alınmışlardı […] Arturo Stravolo operanın direktörü sayılıyordu […] Arturo Stravolo idâresindeki heyetin Yıldız Tiyatrosu’na kapılanmasından sonra, Beyoğlu’nda temsiller veren […] bir başka İtalyan [opera] heyeti […] Yıldız Tiyatrosu’nda “Il Travatore” operasını oynamıştır. Bu grubun […] primadonnası31 Emilia’yı pâdişâh çok takdir etmiş, kendisine nişanlar vererek yüksek maaşla saraya alınmış, opera heyetine primadonna olarak girmiştir […] Stravolo ailesinin erkek çocuklarından Tenor Alfredo ile evlenmiştir

[…]. 1908’de Meşrûtiyetin ilân edilmesi ve İkinci Abdülhamid’in saltanattan ayrılması üzerine  Yıldız  Tiyatro’sunun  [çoğunluğu]  İtalyan sanatçıları da saraydan ayrılmışlardı. Bu arada opera ve operet heyetinin müdürü olan Arturo Stravolo da önce memleketi olan İtalya’ya gitmiş, fakat bir müddet sonra Türkiye’ye [İstanbul’a] dönerek evvelce on beş sene yaşadığı memleketimizde yerleşip kalmıştır […] 1948 yılında seksen ikinci yaşını kutlamıştı32 […]  Stravolo  İstanbul’a geldiği zaman yirmi altı yaşında bir gençti”

Arturo Stravolo, 1956’da İstanbul’da doksan yaşında ölmüştür. Görüldüğü gibi operacı Stravolo ailesi on beş yıl kadar, aileden Arturo Stravolo ise yaklaşık altmış üç yıl kadar İstanbul’da Levanten olarak yaşamışlar ve Türk operasının varolmasına katkı sağlamışlardır. Stravolo ailesi dışında Osmanlı operasında çoğu İtalyan birçok sanatçı varolmuştur. Ancak onlarla ilgili bilgilere ulaşılamamıştır.

SONUÇ

Osmanlı/Türk müzik kültürüne çeşitli düzeylerde katkıda bulunmuş olan Avrupalı bireyler ve katkılarının Levanten kavramı çerçevesinde araştırılması sonucu, Levanten olarak değerlendirilebilecek on beş müzisyen ve de beş (sonradan altı) kişilik bir aile tespit edilmiştir. Bu müzisyenlerden çoğu hakkında kısa olsa da bazı bilgilere ulaşılmıştır. Bu müzisyenlerden ikisi olan Albert Bobowski (Ali Ufki Bey) ve Dimitrie Cantemir (Kantemiroğlu) özellikle 16. ve

17. yüzyıldaki yüzlerce halk müziği ve sanat müziği eserlerini notaya alıp bunları kitaplaştırarak bu eserlerin bugüne ulaşmasını/kalıcılığını sağlamışla Bununla birlikte, müzik kuramı ve kültürü bağlamında verdikleri bilgiler ile Türk müzikolojisine önemli bilgiler kazandırmışlardır. Bu notalanan eserler ve diğer bilgiler 16. ve 17. Yüzyıl geleneksel Osmanlı/Türk müzik kültürünü inceleme bağlamında önemli kaynaklar olarak ortaya çıkmaktadır.

Temelde kurucu bağlamında Donizetti olmak üzere Manguel, Guatelli, Pisani, d’Arenda, Dusappe, Hegyei, Lombardi, Lange, Selvelli, Gaito, Detye ve Wondra, Muzikâ-i Hümâyun kapsamındaki bando, orkestra ve opera çalışmalarıyla, kısaca Garp (Batı) mûsıkîsinin seslendirilmesi ve eğitimi ile kurumsal oluşumu ve devamı bağlamında; Alfredo Stravolo ile ailesi ise opera-operet kültürü ve seslendiriciliği bağlamında, Osmanlı müzik kültürüne katkıda bulunmuşlar ve Batı Müziği alanındaki ilk Türk müzisyenlerin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Ayrıca bu çalışmalarla farklı müzik kültürleri arasında kaynaşma sağlayarak Osmanlı/Türk müzik kültürünün gelişimine farklı bir bakış açısı kazandırdıkları görülmektedir.

Görüldüğü üzere 15. ve 20. yüzyıllar arasında Osmanlı/Türk müzik kültürü gerek geleneksel olan gerekse geleneksel olmayan/yeni müziksel yapılar bağlamında Levanten müzisyenlerin katkılarıyla beslenmiştir.

Türkiye Levantenleri ve Türk Levantenler hakkında Kısa ansiklopedi Bilgileri

Türkiye Levantenleri Fransızca’ya 1575’de giren Levanten sözcüğünün anlamı Ortadoğulu, Yakındoğulu, Doğu Akdeniz ülkelerinden olandır .

Ana Britannica, Levanten’i (Levantin yazılır Lövanten okunur) “Osmanlı döneminde, özellikle Tanzimat sonrasında İstanbul’da ve büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan, Müslüman olmayan azınlıklar” diye tanımlamaktadır. Levantenler genellikle, deniz ticareti yapan Akdeniz ülkelerinden (Venedik, Genova, Ragusa), ticaret ile uğraşan diğer ülke ve şehirlerden(Amsterdam) ya da Haçlı Devletleri’nden gelip, çoğunlukla İzmir ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.

İzmir sadece bugün değil, geçmişte de Anadolu’nun önemli ticaret ve ihracat merkezlerinden biri olagelmiştir. İzmir’in dünya ticareti açısından yıldızı 17. yüzyılın ortalarına doğru parlamış ve burası belli başlı Avrupa ülkeleriyle Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ticaretin en işlek noktalarından biri haline gelmiştir.

İzmir batılı gezginlerin şehirdeki ticari hareketlilikle, çevrenin zenginliğini ve ticaretle uğraşanların ekonomik düzeyinden övgüyle söz ettikleri görülebilmektedir. 18. Yüzyılda İzmir pek çok Avrupalı tüccar ve şirketlerini mıknatıs gibi kendisine çekmeye başlamıştır. İzmir’e yerleşen Avrupalı tüccar, çerçiler ve aracılarla birlikte doğuya uzanan vadi ve ovalara yayılan bir komisyoncular ve toptancılar ağı da kurmaya başlamıştı.

İzmir’deki yabancılar birlikte yaşama ve birbirleriyle evlenmeler sonucunda, kendi etnik kökenlerinin özelliklerini yitirmişlerdi. Bu evliliklerin, bazen, Rum ve daha seyrek de olsa Ermeni ve Gürcü kızlarıyla gerçekleştirilmesi, Avrupalıların doğu alışkanlıklarına yakınlaşmalarını sağlamıştı. Bunun yanı sıra Levanten ailelerin hepsinin İzmirli ya da adalı Rum hizmetçileri ve dadıları vardı. Bu durum çocukların yetişme biçiminde etkili olmaktaydı. Bu nedenle Rumca, etnik kökenleri farklı olan Levantenlerin ortak anlaşma lisanı haline gelmiştir.

Sayılabilecek bazı Levanten Aileler arasında Van der Zee, Reggio, Penetti, Missir, Maltass vb sayılabilir.

Mersin (Çamlıbel, Uray) ve Antalya (Konyaaltı)’da önemli nüfusta Levanten bulunmaktadır.

ABSTRACT

Levantine was called for Europan foreigners who was born and lived in Near East and in geography of Ottoman. Levantines contributed to many elements of culture of Near East and Ottoman. Music is one from the most important elements of Ottoman culture and Levantines were observer, creative, consumer, educator, performer and theorist in this element. In this study was researched music creative, educator, performer and theorist Levantines and their assistances to music culture of Ottoman/Turc.

OSMANLI MİLLİ MARŞLARI, OSMANİYE MARŞI, BESTE: CALLİSTO GUATELLİ PAŞA PİYANO RESİTAL, OTTOMAN MÜZİK

OSMANİYE-OSMANİE MARŞI, BESTE: CALLİSTO GUATELLİ PAŞA Ayrıntılı Bilgileri, Videoları

Osmanlı millî marşı olarak daha çok Don İzzet Paşa’nın marşları kullanılsa da Guatelli Paşa’nın Osmaniye Marşı bir süre millî marş olarak kullanılmıştır…
Callisto Guatelli Paşa Kimdir? Callisto Guatelli Biyografisi, Callisto Guatelli Eserleri ve Besteleri ile İlgili Bilgiler Nedir?
Callisto Guatelli (Guatelli Paşa, Besteci, Şef, İtalyan müzisyen)
İstanbul’a gelerek Osmanlı sarayında dört padişah döneminde görev yapan, Musika-i Hümayün şefliğini uzun süre Yönetmiştir.
Guateli, gerek devrin Türk musikisi eserlerini armonize ederek, gerekse Türk makamları çok sesli marşlar besteleyerek çok sesli müziğin Osmanlı topraklarında gelişimine katkı sağlamıştır.
Mehmet Ali Bey, Klarnetçi Zati Bey, Saffet Bey gibi Tür müzisyenleri yetiştirmiştir.
Osmaniye Marşı, Aziziye Marşı, Osmanlı Sergi Marşı gibi popüler eserlerin bestecisidir.

CALLİSTO GUATELLİ PAŞA ÖNEMLİ ESERLERİ

1. Osmanlı Kasîdesi,
2. Sultan Abdulmecid- Inno nazionale Ottomane Sultan Abdul Medgid (1850),
3. Refia sultan-Rafie Sultana (1850),
4. Sultan Abdülaziz için 1861’de bestelediği Aziziye Marşı-Aziziye March,
5. Osmaniye Marşı-Osmanie Marche (1861) ve
6. 27 Şubat 1863’te Sultanahmet Meydanı’nda açılan Sergi-i Umûmi-i Osmanî çin bestelediği Osmanlı Sergi Marşı-Marche de l’exposition Ottomane gibi eserleri vardır…
7. Osmanlı millî marşı olarak daha çok Don İzzet Paşa’nın marşları kullanılsa da Guatelli Paşa’nın Osmaniye Marşı bir süre millî marş olarak kullanılmıştır…

Callisto Guatelli Paşa’nın Sultan II. Abdülhamid Han gibi sanatkâr mizacı bilinen teferruatçı bir padişah devrinde dahî görev yeri değiştirilmemiş olması, onun kıymeti haiz bir sanatkâr olduğunun ayrıca delilidir

KAYNAKLAR

  • Aksoy, Bülent. (2003). Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musıki. İstanbul: Pan Yayıncılık.
  • Aracı, Emre. (2006). Donizetti Paşa. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Behar, Cem. (1990). Ali Ufkî ve Mezmurlar. İstanbul: Pan Yayıncılık.
  • Behar, Cem. (1998). Aşk Olmayınca Meşk Olmaz. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Behar, Cem. (2005). Musıkiden Müziğe. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Cioranesco, Georges. (1975). Dimitri Kantemir’in Doğubilim Araştırmalarına Katkısı. [La conctribution de Dèmètere Cantemir aux ètudes orientales, Turcica, Revuve d’etudes turqes, VII, s.205-232. Paris-Strazbourg, 1975] Çev. Zeki Arıkan. Erişim 20 Mayıs 2007
  • Ergan, Mehmet Salih. (2008). Yayımlanmamış Türk Müziği Bibliyografyası Tarihi Ders Notları. Konya: Selçuk Üniversitesi.
  • Gazimihal,  Mahmud  Ragıp.  (1955).  Türk Askerî  Muzıkaları  Tarihi.  İstanbul  :  Maarif Basımevi.
  • Gazimihal, Mahmud Ragıp. (1961). Musıki Sözlüğü. İstanbul: Millî Eğitim Basımevi. Kantemiroğlu. (2001).  Kitabu‘İlmi’l-Mûsıkî  ‘alâ vechi’l-Hurûfât  / Mûsikîyi Harflerle
  • Tesbit ve İcrâ İlminin Kitabı. Çev. Yalçın Yura. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Kösemihal, Mahmud Ragıp. (1939). Türkiye-Avrupa Musiki Münasebetleri. Cilt I. İstanbul: Nümûne Matbaası.
  • Maxim, Mihai. (2006). Dimitrie Cantemir. Historians of The Ottoman Empire.
  • Erişim 20 Mayıs 2007
    Özalp, Mehmet Nazmi. (2000). Türk Mûsikîsi Tarihi I-II. İstanbul: Milli Eğitim Bakan-
  • lığı Yayınları.
  • Özön, Mustafa Nihat. (1987). Osmanlıca Türkçe Sözlük. İstanbul: Inkilap Kitabevi. Pakalın, Mehmet Zeki. (1993). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. Cilt II.
  • Ankara: MEB Yayınları.
  • Popescu-Judetz, Eugene. (2000). Prens Dimitrie Cantemir. Çev. Selçuk Alimdar. İstanbul: Pan Yayıncılık.
  • Sevengil, Refik Ahmet. (1959). Opera San’atı İle İlk Temaslarımız. İstanbul: Maarif Basımevi.
  • Sevengil, Refik Ahmet. (1962). Saray Tiyatrosu. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
  • Sevengil, Refik Ahmet. (1968). Tanzimat Tiyatrosu. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi. Tuğlacı, Pars. (1986). Mehterhâneden Bandoya. İstanbul.
  • Uçan, Ali. (2005). Türk Müzik Kültürü (2. Basım). Ankara: Evrensel Müzikevi.
  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. (1977). Osmanlılar Zamanında Saraylarda Musiki Hayatı.
  • Belleten. 41/161, 47-114. Ankara : Türk Tarih Kurumu.
  • Ünlü, Cemal. (2007). Mehterhane Yerine Bando: Mızıkay-ı Hümayun.
  • Erişim 1 Haziran 2008
  • Yerasimos, Stephanos ve Berthier Annie. (Ed). (2002). Albertus Bobovius ya da Santuri Ali Ufki Bey’in Anıları Topkapı Sarayı’nda Yaşam. Çev. Ali Berktay. İstanbul: Kitap Yayınevi.
  • Yumul, Arus ve Dikkaya Fahri. (Ed.). (2006). Avrupalı mı Levanten mi? İstanbul: Bağlam Yayınları.

CEVAP VER