Son Büyük Mahya Ustası Besteci: Şehzade Seyfeddin Osmanoğlu

0
1311
Son Osmanlı Şehzadesi Bestekar Mehmed Seyfeddin Osmanoğlu Efendi Şehzade Besteci Mehmet Seyfettin Sultan Abdülaziz Oğlu. Anne Gevheri Kadınefendi..
Son Osmanlı Şehzadesi Bestekar Mehmed Seyfeddin Osmanoğlu Efendi Şehzade Besteci Mehmet Seyfettin Sultan Abdülaziz Oğlu. Anne Gevheri Kadınefendi..

Ramazan geceleri camilerin minare  Mahyacılığın son büyük ustası Besteci: Şehzade Seyfeddin Efendi

Ramazan geceleri camilerin minareleri arasında ışıldayan ve bugün elektrik sayesinde kolayca aydınlatılan mahyaların kurulmasında geçmişte kandillerden istifade edilir, mahyalar minarelere binbir zahmetle gerilirdi ve 1924 yılına kadar mahyacılığın en mahir ustası, Sultan Abdüláziz’in bu işi sadece zevk için yapan en küçük oğlu Şehzade Mehmed Seyfeddin Efendi idi.

HER Ramazan’da büyük camilerin minareleri arasına gerilen tellerin üzerindeki lambalar vasıtasıyla yazılan yazılara ‘mahya’ deriz. Mahyalarda ramazan ayını kastederek ‘Hoşgeldin’ sözünün yanısıra birçok dini ifadeler yeralır ve mahyanın aydınlatıldığı an, iftar vaktinin gelmesi demektir.

Bugün elektrikli ampullerle yapılan mahyalar geçmişte binbir zahmetle hazırlanır ve aydınlatılmalarında kandiller kullanılırdı. Minareler ve harfler arasındaki mesafenin son derece hassas şekilde hesaplanmasından sonra kandiller tellerin üzerine itinayla yerleştirilir, şerefelere çıkan mahyacılar telleri yukarı çekip gererler ve iftar saati geldiğinde her bir kandil, şerefelerden uzatılan meş’alelerle tek tek yakılırdı. Elektrik öncesi zamanlarda yağı biten kandillerin doldurulması ve fitillerinin yenilenmesi başka bir külfet, başka bir zahmetti.

Son Osmanlı Şehzadesi Bestekar Mehmed Seyfeddin Osmanoğlu Efendi Şehzade Besteci Mehmet Seyfettin Sultan Abdülaziz Oğlu. Anne Gevheri Kadınefendi
Son Osmanlı Şehzadesi Bestekar Mehmed Seyfeddin Osmanoğlu Efendi Şehzade Besteci Mehmet Seyfettin Sultan Abdülaziz Oğlu. Anne Gevheri Kadınefendi

İşte, bu işin böylesine zahmetli bir şekilde yapıldığı günlerde, İstanbul’daki ‘selátin camileri’nin, yani padişahlar tarafından inşa ettirilmiş olan büyük camilerin mahyacılığını padişah torunlarından biri, o zamanki resmi unvanıyla ‘devletlu, necabetlu, şehzade-i civan-baht Mehmed Seyfeddin Efendi’ yapardı.

Bir şehzadenin, yani padişah çocuğu olan bir prensin minarelerin arasını ölçüp teller üzerine kandiller dizmesi, şerefeye çıkıp o telleri germesi, sonra da kandilleri yağ ile doldurup yakması pek alışılmış bir iş değildi ama bütün bu işler Sultan Abdüláziz’in küçük oğlu ve son Halife Abdülmecid Efendi’nin kardeşi olan Seyfeddin Efendi’nin hobisi idi ve İstanbul’da ondan daha maharetli bir başka mahyacı yoktu.

Piyano Resitali HÜZZAM PEŞREV Besteci Seyfettin Osmanoglu, Son Osmanlı Şehzade, Ottoman Music

Seyfeddin Efendi, babasının saltanatı sırasında, 1874’te İstanbul’da doğdu. Sultan Abdüláziz tahttan indirildiği sırada iki yaşındaydı ve o tarihe kadar yaşadığı Dolmabahçe Sarayı’ndan Beşiktaş’taki Feriye Sarayı’na taşındı. Gençlik senelerinde Bağlarbaşı’nda bir köşk satın aldı ve 1924 Mart’ında Osmanlı ailesinin bütün mensuplarıyla beraber sürgüne gönderilmesine kadar bu köşkte oturdu.

Ama, mahyadaki ustalığının yanında bir başka özelliğiyle daha fazla tanınmıştı: Bestekárlığı ile... Bilinen sadece iki eseri, Hüzzam ve Bayati makamlarında peşrevleri günümüzde de sık sık çalınıyor, bu peşrevler Klasik Türk Müziği’nin en güzel ve en seçkin eserlerinden kabul ediliyorlar.

Seyfeddin Efendi hayata sürgünden üç sene sonra, 1927 Mart’ında Güney Fransa’nın Nice kentinde veda ettiğinde henüz 52 yaşındaydı.

Kanaatime göre Osmanlı ailesinin en önemli bestekárı olan bu san’atkár şehzadenin bugün mezarı bile kalmamış vaziyette ama bestelediği eserlerin 40 küsurunun kendi elyazısıyla olan notaları şimdi bende bulunuyor.

Bundan senelerce önce Güney Fransa’da yaşayan torunlarıyla diğer hanedan mensuplarından topladığım ve bir kısmını mahzenlerden çıkarttığım bu notaları yakında yayınlayacağım ve klasik musiki repertuvarımız bu son derece zarif eserlerle daha da zenginleşecek.

Kolay Ramazanlar!

Eskiler, Ramazan ayına ‘máh-ı mübárek’ yani ‘mübárek ay’ derlerdi.

Bugün, ‘máh-ı mübárek’in ilk günü. Önceki senelerdeki gibi, bu sene de bu sayfada bir ay boyunca kültür ağırlıklı ve hoş vakit geçirtici konularla beraber olacağız. Diyanet İşleri’nin eski başkanı Mehmet Nuri Yılmaz dini meselelerle ilgili sorularınızı cevaplandırırken, her gün tarihimizle ilgili bir olayı resimli olarak ele alacağız. Sayfada şarkiyat biliminin 1982’de aramızdan ayrılan büyük üstadı Abdülbaki Gölpınarlı’nın çeşitli eserlerinden derlenmiş tasavvuf sohbetlerin yanısıra, hat sanatının yaşayan büyük ismi Prof. Dr. Ali Alparslan’ın seçtiği hat örnekleri, elyazması eserlerin sayfaları arasındaki değişik minyatürler ve 19. asırdan kalma insan manzaraları resmigeçidi de yeralacak.

Bizde, Ramazan ile ilgili temennide bulunurken ‘Kolay Ramazanlar’ denmesi eski ve eski olduğu kadar da doğru bir gelenektir… Murat BARDAKÇI

CEVAP VER