Tanzimat Fermanı Osmanlı‘daki Etkileri ve Uygulamaları Nedir?

0
7399
Tanzimat Fermanı Osmanlı‘daki Etkileri Ve Uygulamaları Nedir Gülhâne Parkı İstanbul. Ferman Burada Okundu. Sultan Abdulmecit Osmanlı Devleti Islahat Reformları. 1
Tanzimat Fermanı Osmanlı‘daki Etkileri Ve Uygulamaları Nedir Gülhâne Parkı İstanbul. Ferman Burada Okundu. Sultan Abdulmecit Osmanlı Devleti Islahat Reformları. 1

Tanzimat ve Tanzimat Dȍnemi Nedir?

Tanzimat dȍnemi, fermanın 3 Kasim 1839 tarihinde (Sultan Abdülmecid döneminde) Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunmasıyla bașlamiş olup 22 Kasim 1876 senesine kadar (1nci Meșrutiyete kadar) olan devresine verilen isimdir.

Tanzimat, bir reformdur ve yeniden düzenlemeler demektir, Gülhane Hatt-ı Hümâyûn’u veya Tanzimât-ı Hayriye diye de anılır.

Tanzimat hareketinin bașlayıșı konusunda hemfikir olunmasına rağmen bitiși konusunda farklı iki düșünce hakimdir. Kimi yazarlar I. Meșrutiyetin ilanı (1876) ile diğerleride II. Meșrutiyetin ilanı ile son bulduğunu kabul ederler.
Tanzimat hareketi farklı șekillerde yorumlanmıș olup, tanzimatla batı taklitciliği yapıldığı, batıya ȍzenildiği ve Osmanlı’nın kendi ȍz değerlerinden koparak Avrupa’lılașmaya çalıștığı, bunların yanısıra Mısır meselesi , boğazlar ve Osmanlı’da ki gayrimüslimlerin ayaklanmaları karșısında Avrupa’lı ulusları yanına çekerek onları memnun etme hareketi olarak yorumlanmıștır.

Tanzimat fermanı birtakım hukuki kurallar içersede hiçbir șekilde bir anayasa olarak kabul edilemez. Siyasi nitelikte bir belgedir.
Tanzimat fermanında halka birçok temel hak ve ȍzgürlük tanınmıș , hükümdarın yetkileri kısıtladırılmıș olmasına rağmen bu belge çok dağınık ve karmașık bir șekilde ele alınmıș ve yazılmıștır.

Tanzimat Fermanı Nedir Tanzimat Fermanı Osmanlı‘daki Etkileri Ve Uygulamaları Nedir
Tanzimat Fermanı Nedir Tanzimat Fermanı Osmanlı‘daki Etkileri Ve Uygulamaları Nedir

Prof. Dr. Ahmet Cevat Eren’e gȍre bu hareket Osmanlı da meșruti bir idarenin kurulmasına ve Osmanlı’daki gayrimüslimlerle müslümanların birbirlerini anlayıp yaklașmalarına sebeb olmuștur. Osmanlı Ìmparatorluğu kuruluș ve ilerleme devirleri boyunca Avrupa ile devamlı ilișki içinde olmuș , ȍzellikle yükselme devrinde birçok bakımdan Avrupa’yı etkilemiș ve dünya siyasetine yȍn vermiștir. Gerileme , bazı kaynaklara gȍre değișme ve yenileșme dȍneminde ülkede var olan toplumsal sorunların ve toprak kaybının sebebinin halihazırda bulunan kanunlar ve kurulușlar olduğunu dușunerek bunları değiștirme ve Avrupa’dan alma yoluna gitmiștir.Çünkü 16. Asirda bașlayan problemler 18. Asırda dayanılmaz noktaya geldiğinde Avrupa medeniyeti çok ileri bir seviyedeydi, Osmanlı’da devletin birliğini muhafaza etmek ve devamını sağlayabilmek adına bu medeniyetten faydalanmak ihtiyacını duymuștur.
”Lale devri “ ve bu devirde sadece yüzeysel olarak yapılan yeniliklerle batı ile temas III. Selim zamanında Avrupa ülkelerine yollanan elçiler vasıtasıyla dahada gelișmiș ve oradaki gelișmelerden çok etkilenmiștir. III. Selim zamanında Nizam-i Cedid adlı bir ıslahat programı hazırlanmıș, Avrupa’dan uzmanlar getirilerek ȍzellikle orduda yeni duzenlemeler yapılarak yeni bir ordu kurulmasına çalıșılmıștır.

Sultan Abdulmecit Osmanlı Devleti Islahat Ve Reformları Tanzimat Fermani Abdulmecit
Sultan Abdulmecit Osmanlı Devleti Islahat Ve Reformları Tanzimat Fermani Abdulmecit

Bu devirde çȍküșün nedeni olarak savașlardaki yenilgiler gȍrüldüğünden daha çok orduyla ilgili düzenlemeler yapılmak istenmiștir. Fakat Avrupa’da yașanan gelișmeler Fransız Ìhtilali ve bunun sonucunda gelișen fikir akımları ve ulusalcılık ve Avrupa uluslarının imparatorluğun bünyesinde yașayan teb’a yı kıșkırtarak isyanlara sebeb olması ve Sırp’ların istiklal davasıyla isyana kalkıșmaları Osmanli bașkentinde ulema yeniçeri ve halkin padișaha ve Nizam-ı Cedide cephe almasıyla bu hareket bașlamadan bitmiștir.
Kabakcı Mustafa Pașa isyanı ve III. Selim’in hal’i ile bașlayan kargașa dȍnemi güçlü ayanlardan olan Alemdar Mustafa Pasanin Istanbul’a gelmesi ve II.Mahmut’un tahta geçmesiyle sonuçlanmıștır. Sadrazam olan Alemda Mustafa Pașa zamanında Ayanlar ile padișah arasında Sened-i Ittifak adı verilen bir sȍzleșme imzalandı. Bu Osmanlı tarihinde bir ilktir. Bu belgeyle padișahın yetkileri Ayanlar karșısında kısıtlanmıș oluyordu. 1808 yılında çıkan isyan sonucunda Alemdar Mustafa Pașa’nın hayatını kaybetmesiyle bu belge tamamen hükümsüz kalmıștır.
Tanzimatın hazırlıkları II. Mahmut zamanlarına rastlar. Bu padișahın zamanında Osmanlı Imparatorluğu çeșitli iç ve dıș sorunlarla boğușmasına ve islahata karșı olan muhalefete rağmen, ȍzellikle Viyana kongresinde Osmanlı devletinin ortadan kaldırılmasını isteyen “șark meselesi” kararlarından sonra, Mahmut II Islahat yapmak zorunda olduğunu biliyordu. Yapılan bu ıslahat bir plan ve programa dayanmıyordu.Vak’a-i Hayriye adı verilen ve yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra devlet idaresinde birtakım duzenlemeleri içeren kararları kabul etti. Divan’i Humayun’a geniș yetkiler verdi. Bugünkü bakanlar kurulu niteliğindeki Meclis-i Vukela nın temelleri bu padișah zamanında atıldı. Fakat padișahin 1 Temmuz 1839’da ȍlümünden sonra Abdülmecit tahta çıktı. O sırada Hariciye Nazırı olan Mustafa Reşit Paşa Avrupa’da bulunuyordu ve batı uygarlığına hayran bir devlet adamıydı, Ìstanbul’a dȍndü ve dȍrt ay kadar bir hazırlıktan sonra padişahı ikna ederek Tanzimat fermanının yayınlanmasını sağladı.
Ferman ȍnce Takvim-i Vekayi de yayınlanmıș ve sancak merkezleriyle șehrin büyük meydanlarında halkın ileri gelenleriyle halkın ȍnünde büyük merasimlerle anlatılması emredilmiștir. Bu reformlara uymayanların cezalandırılacağı ilan edilmiștir.
Aşağıda orijinali ve yeni Türkçeye çevrilmiş olan yaklaşık üç sayfa olan fermanda, Osmanlı devletinin bir gerileme döneminde olduğu, fakat yapılacak
yeniliklerle ve çıkarılacak kanunlarla bu durumdan kurtulunacağı ve yeniden yükseliş dȍnemine geçilecegi belirtilmiștir. Ìçerik olarak Tanzimat, Osmanlı’ da siyasi, idari, iktisadi ve sosyal hayatında tümüyle değișimi ve yeniden yapılanmayı ifade eder. Kelime olarak Tanzimat, düzenleme, nizamlama veya yapılanma anlamına gelmektedir.
Tanzimatın ilanı büyük tartıșmalara yol açmıștır. Bazılari bunu bir anayasaya benzetmis fakat diğerleri karșı çıkmıștır. Halbuki kapsamı daha çok hükümet programına benzemektedir. Bu ferman bir kanun degil Avrupa da da gȍrülen Charte diye adlandırılan halka verilmiș imtiyazlardır.
Fermanın yayınlanmasının asıl nedenleri arasında en ȍnemlisi Avrupa dan destek almaktır. Bu sebepler arasinda Osmanlı daki bașıbozukluğun, giderilmesi, halkın devlete güveninin sağlanması, parçalanmanın engellenmesi, Gayrimüslim lerin devletin yanında olmasını sağlamaktir.
Bu fermanla birlikte padișahların yetkileri meclislere ya da yetkili kișilere devredilmiștir. Buradaki amaç, yȍnetimi bürokrasiye devretmek ve merkezi yȍnetime geçmektir. Fermanla halka verilen sözlerin tamamının yerine getirilememesine rağmen yinede bu ferman, çağdașlașmaya ve cumhuriyete yȍnelmeye önayak olmuștur. Tanzimat Fermanın padişahın tek taraflı iradesiyle dayatilmasindan dolayi halk tarafından pek de anlaşılmamıștır. Fakat bu dönem Osmanlının ilk aydın kadrosunu yetiştirmiștir.
Sened-i Ìttifak, Tanzimat ve Islahat fermanları , I. ve II Meșrutiyetin ilan edilmesini ve cumhuriyete kadar devam eden anayasal demokratikleșlenin yolunu açmıștır.

Tanzimat Fermaninin sadeleștirilmis metni

Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ve orijinal metin

Herkesin bildiği gibi, devletimizde kuruluşundan beri Kuran’ın yüce hükümlerine ve şeriat yasalarına tam uyulduğundan, ülkemizin gücü ve bütün tebaasının refah ve mutluluğu en yüksek noktaya çıkmıştı. Ancak, yüz elli yıl var ki, birbirlerini izleyen karışıklıklar ve çeşitli nedenlerle şeriata ve yüce yasalara uyulmadığından evvelki kuvvet ve refah, tam tersine zayıflık ve fakirliğe dönüştü. Oysa, şeriat yasaları ile yönetilmeyen bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin imkansızlığı açık seçik ortadadır.

Tahta geçtiğimiz mutlu günden bu yana bütün çabalarımız, hep ülkenin kalkınması, ahalimiz ve fakirlemizin refahı amacına yönelik oldu. Eğer, yüce devletimize dahil ülkelerin coğrafi konumu, verimli toprakları ve halkının yetenekleri gözönünde tutularak gerekli girişimler yapılırsa, yüce Allah’ın yardımı ile, beş-on yılda kalkınabileceğimiz söz götürmez.
Yüce Allah’ın yardımına ve Peygamberimiz hazretlerinin ruhaniyetine sığınarak, yüce devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde yönetilmesi için bundan böyle bazı yeni yasalar çıkarılması gerekli görüldü.
Söz konusu yasaların başında can güvenliği; ırk, namus ve malın korunması; vergi toplanması; halkın askere alınıp silah altında tutulma süresi gibi hususlar gelmektedir. Şöyle ki; Dünya’da can, ırz ve namustan daha kıymetli birşey yoktur. Bir insan bunları tehlikede görünce, yaradılıştan kötü olmasa bile, canını ve namusunu korumak için olmadık çarelere başvurur. Bunun devlet ve memlekete zarar vereceği açıktır. Buna karşılık, can ve namustan emin olan bir kimse sadakat ve doğruluktan ayrılmaz, işi ve gücü ile devletine ve milletine yararlı olur.
Mal güvenliğinin olmadığı yerde ise kimse devlet ve milletine ısınamaz, ülkesinin yükselmesi ile ilgilenmez, hep korku ve üzüntü içinde yaşar. Buna karşılık, malından, mülkünden emin olmadığı zaman hep kendi işi ve işinin genişletilmesi ile uğraşır. Devlet ve millet gayreti, vatan sevgisi kendisinde her gün artar.
Vergi konusuna gelince: Bir devlet, ülkesini korumak için askere ve gerekli öbür masraflara muhtaçtır. Bu, para ile olur. Para, tebaadan toplanacak vergiler ile oluştuğundan bunun en iyi şekilde toplanması gerekir.
Evvelce gelir sanılmış olan “yed’i vahit” belasından ülkemiz hamdolsun, kurtulmuşsa da yıkıcı bir yöntem olup hiçbir zaman yararlı sonuç doğurmamış olan iltizam usülü hala sürüyor. Bu, ülkenin siyasi işlerini ve mali konularını bir adamın keyfine, hatta cebir ve zulmüne teslim etmek demektir. Bu adam iyi bir insan değilse hep kendi çıkarına bakar, bütün davranışlarında kötülüğe, zulme yönelir. Bu nedenle, ülkemiz insanlarının her biri için, malına ve gelirine göre bir verginin saptanması ve kimseden bundan fazla birşey alınmaması gerekir. Yüce devletimizin karada ve denizdeki askeri masrafları ile öbür masrafları yasalarla belirlenip sınırlandırılmalı ve uygulama ona göre yapılmalıdır.
Askerlik de, yukarıda belirtildiği gibi, önemli konulardan biridir. Ülkenin korunması için asker vermek halkın başlıca borcudur. Fakat, bir memleketin mevcut nüfusuna bakılmaksızın, şimdiye kadar yapıldığı gibi, kiminden tahammülünden çok, kiminden az asker alınması hem düzesizliğe; hem tarım, ticaret ve bayındırlık işerinin kötü gitmesine; hem ömür boyu askerlik bıkkınlığa; hem de nüfusun azalmasına yol açar. Bu nedenle, her memleketten alınacak asker miktarı için uygun yöntem konulmalı ve dört veya beş yıl hizmet için sıra usulü getirilmelidir. Bunlar yapılmadıkça devletin kuvvetlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması mümkün olmaz. Bütün bunların dayanağı yukarıda açıklanan hususlardır.
Bu nedenle, bundan böyle suç işleyenlerin durumları şeriat yasaları gereğince açıkca incelenip bir karara bağlanmadıkça kimse hakkında, açık veya gizli, idam ve zehirleme işlemi uygulanmayacaktır. Hiç kimse, başkasının ırz ve namusuna saldırmayacaktır. Herkes malına, mülküne tam sahip olacak, bunları dilediği gibi kullanacak, bunu yaparken de devlet büyüklerinin müdahalesine uğramayacaktır. Birinin suçluluğunun saptanması halinde mirasçıların o işle ilgileri bulunmayacağından, suçlunun malları elinden alınıp varisleri miras hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.
Yüce devletimizin tebaası Müslümanlarla öbür milletler bu haklardan tam yararlanacaklardır.
Can, ırz, namus ve mal konularında, ülkemizin tüm halkına şeriat yasaları gereğince garanti verilmiştir. Öbür konularda da oybirliği ile karar verilmesi için, Meclisi Ahkam-ı Adliye üyeleri gerektikçe artırılacaktır. Yüce devletimizin bakanları ile ileri gelenleri belirli günlerde orada toplanarak, görüşlerini çekinmeden açıkça söyleyeceklerdir. Can, mal güvenliğine ve vergilerin belirlenmesine ait yasalar böyle hazırlanacaktır.
Askerlikle ilgili konular Bab-ı Seraskeri Dar-ı Şurası’nda görüşülüp karara bağlandıktan sonra sonsuza dek uygulanmaları için tasdik edilmek üzere tarafıma gönderilecektir. Söz konusu yasalar sırf din, devlet, ülke ve milleti kalkındırmak amacı ile çıkarılacaklarından, bunlara tam uyacağımıza yemin ederiz. Bu konuda, Hırka-i Şerife odasında, tüm din adamları ile bakanların hazır bulunacakları bir sırada yemin edecektir.
Din adamı ve vezirlerden yasalara aykırı hareket edenlerin, kanıtlanacak suçlarına göre, rütbelerine ve hatır ve gönüle bakılmaksızın cezalandırılmaları için özel ceza yasası çıkarılcaktır.
Memurlara yeterli maaş bağlanmış olup, henüz bağlanmış olanlarınkiler de belirlenecektir. Bu yolla da, şeriata aykırı olan ve ülkenin gerilemesinde başrolü oynayan rüşvet belası güçlü bir yasa ile ortadan kaldırılmış olacaktır.
Bütün bu sayılan hususlar eski hükümlerin tümden değiştirilmesi demek olacağından işbu fermanımız İstanbul halkına ve ülkemiz halkına duyurulacaktır. Bundan başka, dost devletlerin de bu yönetimin sonsuza dek uygulanmasına tanık olmaları için fermanımız, İstanbul’daki tüm büyükelçilere resmen bildirilecektir.
Allah hepimizi başarılı kılsın; yasalara uymayanlar Allah’ın lanetine uğrasın ve ömürleri boyunca rahat yüzü görmesin. Amin. 3 Kasım 1839
Anlaşılacağı gibi yazılım bakımından bu ferman, o dönemde Osmanli Imparatorlugunda gorulen kargasa ve düzensizliklerden dolayı yazilmis ve asıl amacın herkesi memnun etmek olduğu bildirilmiștir. Padişahın yetkilerinin sınırlanacağı ve devlet yȍnetiminde yeni bir yapılanmaya gidileceği anlatılmaktadır. Padişah’ın da bundan sonra kanunlara uyacağını taahhüt etmektedir. Bu fermanin yayınlanmasından sonra ırk, din, mezhep, dil, farkı olmaksızın herkesin kanunlar önünde eşit olacağı belirtilmektedir. Fermanın sonunda Padișah’ın bir șekilde yemin etmesi iseyapacaklarının güvencesi olarak gȍrülmüștür. Hatt’in imparatorluğun her tarafinda ilanı çeșitli toplum kesimlerinde değișik tepkilere yol açmıștır. Müslümanlar gayrimüslimlere verilen haklardan dolayı kızıyor, șeriata uygun hareket edilmediğini düșünerek lanetliyorlardı. Ulema ve Ayanda onları devamlı kıșkırtıyordu. Hristiyan tebaa ise fermanı gayet memnun bir sekilde karșilamıș ve bunu kendileri açısından yeni bir çağın bașlangıcı olarak gȍrmüștur.

TANZIMAT FERMANI’NIN BAȘLICA ESASLARI NEDIR?

Özet olarak Tanzimat Fermanı’nın bașlıca esasları șunlardır:

-Müslüman ve Hıristiyan bütün halkın ırz, namus, can ve malı devlet garantisi altında bulunacak.
-Vergiler herkesin gelirine göre, düzenli bir șekilde alınacak.
-Askerlik ișleri düzene konulacak.
-Mahkemeler açık olacak. Hiç kimse mahkeme edilmeden cezalandırılmayacak.
-Herkes malına sahip olup, miras bırakılabilecektir.
-Her türlü rüșvet ve iltimas kalkacaktır.
-Herkes kanun önünde eșit olacak.

Bu fermanla birlikte birçok yenilik gelmiştir. Bu yazıda bu yeniliker ve sonuçları aşağıdaki başlıklar altınde irdelenecektir.

1. TEMEL HAK VE HURRİYETLER
2. MERKEZ YÖNETİMİ-ÜLKE YÖNETİMİ
3. GÜVENLİKLE İLGİLİ DUZENLEMELER-ASKERLİK VE ZAPTİYE
4. EĞİTİM-ÖĞRETİM
5. BASIN-YAYIN-HABERLEŞME
6. YARGI-HUKUK
7. EKONOMİ VE MALİYE
8. SANAYİ VE TİCARET

TANZÌMAT TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER

Tanzimatla birlikte o zamanki Avrupa ve Amerika daki kadar olmasa bile birçok temel haklar ve hurriyetler verilmistir. Insan onuruna saygı ilkesi, yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, kiși dokunulmazlığı gibi bazı temel haklar kabul edilmiștir. Özellikle vergilendirme ve  askerliğe ilişkin temel ilkeler de iyileștirmeler çok ȍnemlidir. Fermanda bu iyileștirmeler için yeni kanunlarin çıkarılmasının gerekli olduğu belirtilmiștir. Fermanın yorumunda kazanılan haklar așağıdaki bașlıklar altında sıralanabilir;

  • Mali Güce Göre Vergi  

Iltizam usulu kardirilarak  halktan bundan sonra emlak miktarı ve gücü ȍlçüsünde adil vergi alınacaktır. Bu ișler için Muhassıl-Emval denen memurlar gȍnderilmiștir. Bȍylelikle mali ișler merkezin kontrolune alınmıștır. Fazla vergi istenmemesi emredilmiștir. Halkın șikayetçi olduğu angarya usulü imparatorluğun her tarafından kaldırılmıștır. Cizye yeni bir duzene sokulup kocabașılar tarafından toplandı. Böylelikle fermanda  mali güce göre vergi ilkesinin geçerli olacağı belirtmiștir.

  • Asker Almada Adalet

Fermanda devletin güvenliğı için asker vermenin gerekli olduğu belirtilmiștir. Ancak Ferman asker alımlarının düzensizliğinden bahsederek eșitsizliği dile getirmiș olup askerlikte zaman sınırlamasıda getirmiștir Buna gȍre her memleketten luzum halinde  dört veyahut beş yıl askerlik yapmak üzere asker alımları yapılacaktır. Yani omurboyu askerliğin üremenin kesilmesine gibi haksızlıkları durdurulmuștur.

  • Ceza Yargılamasına İlişkin Güvenceler-kanunlar çerçevesinde ceza

Ferman suç davalarının kanunlar çerçevesinde ve halka açık bir șekilde yapılacağını belirtmektedir. Yargılanmadan kimseye ceza verilemez ve herkesin yargilanma hakkı vardır.  Dolayısıyla Padişahlara verilen ceza verme yetkisi mahkemelere devredilmektedir.

Can Güvenliği

Başkasının hak ve hürriyetlerini ihlal etmemek koșuluyla bütün vatandașlar can güvenliğine ve seyahat hürriyetine sahiptir. Kișisel hürriyet konu olduğunda Müslü­man ve gayr-i müslim arasında fark olmayacaktır. Bir kimsenin canına, malına ve namusuna karsi ișlenen suçlar cazalandirilacaktir.

  • İnanç ve İbadet Hürriyeti

İslam hukukunda sadece dininden dönenler cezalandırılır. Hiç kimse Müslüman olmaya zorlanamaz. Gayr-i müslim vatandașların ma’betlerinde dini gȍrevlerini yerine getirmesine imkanlar  tanınır ve ma’betleri korunur.

  • Mülkiyet Hakkı

Herkesin mal, mülk edinme hakkı ve çalışma hürriyeti vardir. Malı ve mülkü üzerinde her türlü tasarrufa sahiptir. Bȍylece mal ve mülk güvenliği sağlanmıștır. Mülkiyet hakkına sadece gayr-ı meşru olması halinde el konulabilir. Serveti büyük olanlara zekat ve fitre gibi yükümlülükler getirmektedir.

  • Malina Mülküne el koyma yasağı

Fermana göre, suç işleyen bir kimsenin malına el konmamalıdır. Çünkü, el koymak demek suçlunun mirasçılarını mağdur etmektir.

  • Eşitlik İlkesi ( din, mezhep, ırk ve dil ayrımı gȍzetmeksizin)

Eşitlik temel hakların en önemlilerinden biridir. İslam hukukunda da herzaman temel bir hak olarak görülmüştür. Burada hu­kuki eşitlik ȍnemlidir. Kanunlar ve mahkemeler önünde bütün halk eşittir. Ülkede herkes için tek kanun geçerli olacaktir. Gayr-i müslimlerin ȍzel durumlari gȍzȍnüne alınarak kendi kanunlarının uygulanmasını isteme hakkları da vardir.

  • Kanunların Hazırlanması: Kanunlari hazirlama yetkisi meclis-i Ahkam-i Adliye’ye  verilmis olup  padisah tarafindan onaylama yetkisi verilmistir.

Abdülmecid o dȍnemine kadar Padişahlara ait olan ceza verme yetkisinden vazgeçilmektedir. Cezaların şeriata uygun olarak sadece mahkemeler tarafından verileceğini belirtilmektedir. Padişahın istediği konuda buyruk çıkarma hakkını sınırlandırmıștır. kanunları hazırlama yetkisini bir kurula vererek, sadece onama yetkisini kendisine bırakmiștır.

  • Kanunun Üstünlüğü İlkesi

Hukukun üstünlüğü herkes tarafindan kabul edilecektir. Buna Padișah, ulema da dahildir

Yukarida belirtilen temel hak ve hürriyetler, bazı uygulama aksaklıkları hariç genelde Osmanlı tarafından kabul edilmiş ve uygulanmıștır.

TANZÌMAT ÜLKE YÖNETİMİ – MERKEZİ YÖNETİM

Tanzimat, siyasi tarihimizde modernleşme girișimlerini temsil etmesi nedeniyle çok ȍnemlidir. Bu girișimlerin en ȍnemlisi  idari  ve askeri alanda yapılan reformlarla zayıflayan merkezi otoritenin yeniden güçlendirilmesi için yapılan reformlardır.

Devlet ile halk arasındaki davaların görüșülmesi için Meclis-i Vala-i Ahkâm-ı Adliye teșkilatı kurulmustur. Ceza Kanunu (1840) veTicaret Kanunu (1849) gibi birçok kanun çikarıldı. 1867’de (Şura-yı Devlet (Danıștay) kuruldu. 1874 yılında Ìstanbul Sultani Mektebinde (Galatasaray) hukuk bȍlümü açıldı. Hukuk Fakültesi II. Abdülhamit (1878) tarafindan hukukçu ihtiyacını karșılamak icin kuruldu.

Meclis-i Vala-yi Ahkam-ı Adliye, II. Mahmut döne­minde kurulmuş, fakat esas etkinliğini Abdülmecit zamanında gös­termeye başlamıştır. Üyeleri Padişah tarafından üst düzey devlet görevlileri arasından atan­maktadır. Danışma Meclisi niteliği yaninda, yasal düzenlemeler, yargı ve yürütme gibi iş­lerinin bir kısmını da yerine getirmektedir. Danıșma meclisi niteliğide tașıyan bu kurul parlementer sisteme geçiste onemli bir gȍrev üstlenmiștir.

Bu kurul devletin yönetimini, eğitimi, öğretimi ve ekonomiyle  ilgili kanunların hazırlanmasında ȍnemli rol oynamıștır. Ayrıca ağır suç işleyenle­rin, devlet malını zimmetine geçiren ve  rüşvet alan me­murların yargılanmalarıyla ilgili kararlar almistir.

Ayrica çeșitli meclisler kurularak padișahın tek bașına karar vermesinin ȍnüne geçilmiș, Avrupada’ki meșruti krallık rejimlerinin kurullarina benzetilmeye çalıșılmiștır. Fakat bu kurulların çalıșmalarının uzun surmesi ișlerin geç kalmasına ve halk’da memnuniyetsizliğe sebeb olmuștur. Tanzimatın eleștirilen noktalarından biride budur.

Ülke yȍnetiminde yapılan en ȍnemli yeniliklerin bașında tașra teșkilatında yapılan düzenlemeler olmuștur. Ìltizam usulü kaldırılmıș Sancak yȍnetimleri muhassıllara verilerek ”muhassillik  Meclisleri” olușturulmuștur. Vergilerin toplanması sorumluluğuda bunlardandı. Ancak bu uygulamalar bașarılı olamadı ve tekrar eski sisteme dȍnülmüștür. Tașra teșkilatında gȍrülen en ȍnemli yeniliklerden biride “Kaza” ların olușturulmasıdır. Yȍnetici olarak Kazaların bașına halkın seçtiği kaza  müdürleri getirilmiștir.

Batı benzeri Giyim-kuşam, yeme-içme, barınma ve  eğlenme öncelikle Ìstanbul’da görülmekle birlikte , valiler aracılığıyla  ülke geneline yaydırılmaktadır. Sosyal alanda en önemli değișim  kılık kıyafet alanında olmuştur. Bundan sonra devlet dairelerinde erkekler fes ve pantolon giymeye başlamışlar.  Kızlar için yeni okullar açılmıştir. Halk  ilk kez roman ve tiyatro ile  karşılaşmaktadır. Bu yeni yaşam tarzı edebiyat ve sanat alaninda gelișmeler devlet yȍnetiminde bürokrasinin yaygınlaşmasınada yol açmistir. Bu durum. Tanzimat karşıtlarının yoğun tenkitlerine ve halk arasında da şikayetlere sebep olmuștur.

TANZÌMAT GÜVENLÌKLE ÌLGÌLÌ DÜZENLEMELER-ASKERLÌK VE ZAPTÌYE

Tanzimat dȍneminin en ȍnemli yeniliklerinden biri askerlik alanında olmuștur. Askerlik  alanında yapılan yenilikler, meclislerde tartıșıldıktan sonra padișahın onayına sunuldu ve 1843 yılında tȍrenle açıklandı. Osmanlı toprakları beș büyük ordu bȍlgesine ayrıldı.  Ikisi  Ìstanbul’da bulunan orduların  üçüncüsü Anadolu’da dȍrdüncüsü  Rumeli’de,  beșincisi ise Arabistan’da bulunuyordu. 1848 yılında Irak ve Hicaz orduları tesis edilerek bunlara eklenmiștir. Askerliğin süreye bağlanması ve kura usulü getirilmiștir. Askerlikten muaf tutulacak kișiler ve gayri muslimlerin askerlik hizmetlerini nasıl  yerine getirecekleri  karara bağlanmıștır. Orduların  çağin koșullarına gȍre eğitilmesi ve valilerin ordu komutanı olması ilkesinden vazgeçilmiștir. Askeri okullar ülkenin genelinde yayginlaștırıldı ve bu okullarda modern askeri tekniklere gȍre eğitim veren kadrolarla eğitim yapılmıștir. Askeri sistemdeki bu durum imparatorluğun sorunlarını bilen ve çȍzüm arayan kadroların  imparatorluğun çȍküșünü  geciktirdiği șeklinde yorumlanabilir.

Tanzimatla birlikte mevcut kurumlarda yapılan düzenlemelerin yanında yeni teșkilatlarında kurulduğunu gȍrüyoruz. Bunlardan biride Zaptiye  teșkilatıdır. 1844’te Tımar teșkilatı tamamen kaldırılarak, zaptiye teskilatı kurulmuștur. Zaptiye teskilatı 39 yıl boyunca ȍzellikle Istanbul için en ȍnemli iç güvenlik kurumu olmuștur.[5] Zaptiye neferleri aylığa bağlanmıș  günümüz polis ve jandarmasının yaptığı iși üstlenmistir. Suç ișlemeleri halinde ilk zamanlarda eyalet meclislerinde yargılanan neferler daha sonra asker olduklari gerekçesiyle askeri birliklerde yargılanmaya baslandı. Bu  ȍrgütün bașarılı olması sonucunda  iç güvenlikte olumlu gelișmeler olmuștur. Tımar toprakları ellerinden alınan kișilerede zaptiye neferi olma hakkı verilmiștir. 1845 yılında Zaptiye Mușirliği kuruldu.

Tanzimat Fermanı ile askerlik, ocak hizmeti olmaktan çıkıp gayri muslimler dahil herkes için vatan görevi sayıldı. Askerlik ilk kez bir sureye baglandi 5 yıl gorev yapma zorunluluğu getirildi. 1846 da da asker alımlarinda kura usulune geçildi.  Avrupa gezisinde Avrupa ülkelerin donanmalarýna hayran kalan Sultan Abdülaziz yeni bir donanma kurulması için emir verdi ve dünyanın üçüncü büyük savaș filosu olușturuldu. Askeri okulların çoğalması eğitimin modernlesmesi ile kaliteli subaylar yetiștirildiki bu da Ìmparatorluğun ayakta kalmasını sağladi.

 

TANZÌMAT EĞİTİM-ÖĞRETİM

Bu fermanda eğitimle ilgili hiç bir madde olmamasına rağmen Mustafa Reșid Pașa modern ve bilgili  bir toplum olușturabilmek için eğitimin șart olduğuna inanıyordu, fakat Uleme buna karșı direniyordu. Medreselerin etkisi azaltilarak gayrimuslimlerin de okuyabileceği  eğitim sitemine geçildi. Rüstiye okullarının açılmasına hız verildi. Kızlar için de tașrada ve vilayet merkezlerinde Rüștiye okulları açıldı. Mekatib -i Umumiye Nezareti 1846 kuruldu. Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye haricindeki bütün  okulların kontrolü bu nezarete verildi. Darülmuallim (öğretmen) okulu 1848 yılında açıldı.  yılında Lise-üniversite arasında bir okul olan Mekteb-i Sultan-i ( Galatasaray)   Fransızca ve batılı ilk eğitim veren okul olarak 1868’de açıldı. Aynı dȍnemde 6 yașındaki her çocuğun ilkokula bașlama mecburiyeti getirildi. Sibyan okullarına ȍğretmen yetiștirmek için ȍgretmen okullari kuruldu. Kız ve erkek sanat okulları, ve madencilik için Maadin Mektebi açıldı. Mühendis yetiștirmek için Mülkiye Mühendis ve Islah-i sanayi mektebi kurulmuștur. Ayrica Tibbiye ye ȍgretmen yetiștirmek için Mektebi Tibbiye-I Mülkiye açılmıștır.

 

TANZÌMAT BASIN-YAYIN-HABERLEŞME

 Tanzimatla birlikte basin ve yayın faaliyetlerinde de önemli geliş­meler olmuştur. Bu dönemde ilk defa özel gazeteler çıkarıl­maya başlanmıstır. Agah Efendi ilk özel gazete Tercü-man-ı Ahval’i 1860’da çıkarmaya bașlamıștır. Tasvir-i Efkar ise 1862’de yayınlanmıștır. Ceride-i Havadis ve diğer gazeteler bun­ları izlemiștir. Ìlk bilimsel dergi olan Mecmua-i Fünun 1862 yayınlanmıștır.

Matbuat Nizamnamesi 1864’de yürürlüğe girip ȍn san­sür kaldırılmıștır. Tanzimat öncesinde ha­berleşme “Menzil Teşkilatı” ile yapılmaktaydı. Tanzimatla birlikte bütün eyalet merkezlerinde birer postane açılmıștır.  Avrupa dan gelen Mustafa Sa­mi Efendi Posta Müdürü olmuș ve  posta işleri bir düzene konulmuştur.  Mektup, para ve eşya taşıma işleri, uzaklıklar göz önünde alınarak çizelgeler hazırlanmıştır.

Osmanlı yönetimi, Kırım Savaşı vesilesiyle telgrafla tanışmış ve 1868’lerde büyük kentlerle İstanbul arasında telgrafla haberleşme sayesinde Hükümet vilayetlerden cabuk haber alma ve direktif verme olanağı­na kavuşmustur. Hızlı haberleșme en çok ticaretin gelişmesinde et­kili olmuștur.

TANZÌMAT YARGI-HUKUK

Din farkılıklarına bağlı ayrıcalıkların kaldirilmasiyla birlikte  bütün vatandaşlar “Osmanlı vatandaşı” olarak sayılmıștır.  Yeni Ceza Kanunnamesi 1840 ta hazırlanmıștır. Buna gȍre rüșvet ve iltimas ortadan kaldırılacak, cana ve mala yapılan tecavüzler engellenecek. Devlet memurlarının keyfi davranıșlarına son verilip halkın temel hakları düșünülmüștür. Hükümet Meclis-i Vala yı aynı zamanda Yüksek mahkeme gibi çalıștırmıș ve suç ișleyen devlet memurlarını yargılamıștır. Bu mahkemenin yükünün ağirlașması üzerine daha sonra gȍrevlerinin bazıları, Sura-yı Devlet ve Divan-ıAhkam-i Adliye aktarıldı. Tașrada ise Nizamiye mahkemeleri kurulmuı olup ayırım gȍstermeden Müslüman ve gayrimüslimleri yargılamıștır.

Cevdet Pașa tarafında olușturulan Mecelle Komisyonu çeșitli kanunlardaki dağınık hükümleri toparlayıp Ìslam hükukunu yeniden yayınlamıștır. 1851 madde olan Mecelle, Türk medeni  hukukunun yayınlanmasına kadar kullanılmıștır.

TANZÌMAT EKONOMİ VE MALİYE   

Avrupa devletleriyle yeni ticari anlașmalar yapılmıș. devlet tekellerinin kalkması sonucunda Osmanlı ülkesi ithal mallarıyla dolmuș ve ülke ekonomisi bundan büyük zarar gȍrmüștür. Ayrıca Osmanlı esnaf ve sanatkarıda yabancılarla rekabet edemeyerek pazar bulma olanağını kaybetmiștir. Ìlk bütçe 1841-1842 yılında hazırlanmıștır. Resmi vergiler dışında kalan vergiler yasaklanmıștır. Kaime-i Nakdiye-yi Mutebere adıyla para yerine geçecek kağıtlar basılmaya bașlanmiș, hazine bonosu olarak piyasaya sürülen bu kağıtlar karșılık gȍsterilmediğinden fazla itibar gȍrmemiștir. Ekonomideki gelișmeler sonucunda Bank-ı Dersadet adıyla bir banka kurulmuștur. Bu banka iflas edip devleti 600 000 Lira zarara uğratmıștır. Daha sonra Ìngiliz sermayesiyle Bank-ı Osmani (Osmanlı Bankası) kurulmuștur. Bu banka devlet bankası ișlevi yanında ticaret bankası olarakda çalıșmıștır.

Vergi düzenlemerinde yapılan en ȍnemli yenilik herkesin cemaatlerine gȍre belirlenerek vergilendirilmesi olmuștur. 1860’da mal ve mülk sayımı yapılmıș yeni usüle gȍre vergiler getirilmiștir. 1865 yilinda vergi ve diğer gelirlerin toplanması için Umur-ı Maliye Nizamnamesi ile Tahsildarlar Hakkında Nizamname çıkarılmıștır. Meskenlerden ve kira getiren yapılardan binde dȍrt, tüccarların yıllık kazançlarından yüzde üc vergi alınacaktır.

TANZÌMAT SANAYİ VE TİCARET

Tanzimat la birlikte devlet ve mutesebbisler eliyle sanayileşme başlamis olup ȍzellikle askeri ihtiyaçları karșılamak için atölye ve tesisler kurulmuștur. Istanbul ve bazı sehirlerde eski fabrikalar yenilenmis ve yenileri kurulmustur. Bunlar arasinda Feshane, Basmahane, Techizat-i Askeriye, Tophane, Porselen ve Izmirde kagit fabrikalari sayilabilir. Ayrica Bursa’da ipek, Adana ve Tarsur’ta pamuk ipligi fabrikalari kurulmuștur. Yedikule-Küçükçekmece arasında bir sanayi parkı kurulmuștur. Bakırköy’deki baruthanenin yanına bir iplik bükme, dokuma ve

pamuklu basma fabrikası, Hereke’de bir pamuklu dokuma fabrikası kuruldu. Ayrıca Zeytinburnu’nda demir işleme ve makine imalathanesi, kumaş ve pamuklu çorap üretim tesisi kurulmuștur. Yerli malı kumaș ȍzendirilmiș ve devlet memurlarınında yerli malı kumaş kullanmaları zorunlulu olmuștur.  Bu fabrikalar için eleman yetiştirecek bir sanat okuluda açılmıștır.

1838 de İngiltere ile yapılan Balta Limanı Ticaret Anlaşması (bugünkü gümrük birliği benzeri) Osmanlı’nın zararına gelişmiş ve dışa bağımlılığı daha da artırmıştır. Osmanlı‘nın ticareti genellikle Ingiltere ve Fransa ileydi. Ingiliz-Rus ihtilafı Ingilizlerin Osmanlı’larla ticaretini daha da geliștirmiștir. Bu ticaretler sırasında Osmanlı yararına gibi gȍzüken artıșlarla birlikte yabancılara daha çok kolaylık ve muafiyet tanınmıștır. Buda Osmanlı’yı dıșarıya daha çok bağımlı yapmıștır.

 

TANZÌMATIN SONUÇ VE TEPKÌLERÌ

Tanzimat Fermanı’nın ve reformlarinin halk tarafından tam olarak anlaşılması için Anadolu ve Rumeli’ye memurlar gönderilmiștir. Tanzimat Fermani ȍncelikle Müslüman halk tarafından büyük bir olumsuzlukla karșılandı. Müslüman halk gayri muslimlere verilen fazla haklardan hoșlanmadı. Ulema ve bazı Valiler halkı kıskırttı. Seriatın çignendiği ve gayrimuslimlerle müslümanların aynı seviyeye indirildiği bütün Osmanlı’ya yayıldı.   Hedeflenen merkeziyetçi yapı da yetkileri azalan valileri ve ulamayı rahatsız etti.

Halep, Bosna, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı aileler çocuklarının mecburi olarak  askere gitmelerine karşı çıktı.

Tanzimat’ın din ve mezheb eşitliği ile birlikte Hıristiyan mezhepler arasında da sorunlar çıktı. Diğer mezheplere göre daha güçlü ve ayrıcalıklı olan Ortodoks’ lar rahatsız oldu.

İngiltere ve Fransa bu reformları olumlu karşılarken, Ruslar bunun Osmanlı üzerindeki Batılı etkinin arttıracağını ve kendi etkilerinin azalacağını düşünüp olumsuz karşıladı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa fermânın amacının kendisine karşı yapıldığını düsündü.

Bu döneminde güçlenen Yeni Osmanlılar ise bazı uygulamalara karşı çıktılar ve bunların bir çoğu Abdülaziz tarafindan sürgüne gönderildi veya yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

Tanzimat Fermanın padişahın tek taraflı iradesiyle dayatilmasindan dolayi halk tarafından pek de anlaşılamadı. Fakat bu dönem Osmanlının ilk aydın kadrosunu yetiştirmiștir.

 

ISLAHAT FERMANI NEDİR? ( 1856 )

 Tanzimat Fermanı’nın eksikliklerini gidermek amacıyla 1856 yılında Islahat Fermanı hazırlandı. Sadrazam Ali Pasa, Hariciye Nazırı Fuat Pasa, Seyhulislam Arif efendi ve diğer bazi devlet adamlari ile Ingiltere, Fransa ve Avusturya sefirlerinin bulunduğu bir komisyon kurulmuștur. Bu komisyon Tanzimat fermanının ȍzellikle azınlık hakları konusunda yeterli olmadığını yeni bir fermanın gerekli olduğuna karar vermiștir. Yeni Ferman Paris Konferansı sırasında açıklandı ve Paris andlașmasını hazırlayan devletlere bildirildi. Fermanın sadeleștrilmiș șekli așağıdadır.

Islahat Fermanı hükümleri nelerdi̇r? (Sadeleștirilmiș)  

  1. Islahat Fermanı Tanzimat Fermanının tanıdığı hak ve özgürlükleri, benimsediği esasları bir “kerre dahi tekit ve teyit kıl”mıştır.
  2. Gayrimüslim tebaaya eskiden beri tanınmış hakların aynen sürdüğü belirtiliyordu (… tebea-i gayr-i müslime cemaatlerine ecdad-îzamım taraflarından verilmiş ve sinîn-i âhirede îta ve ihsan kılınmış olan bilcümle imtiyazat ve muafiyet-i ruhaniye bu kere dahi takrir ve ibka kılınıp..”).
  3. Gayrimüslim tebaanın ihtiyaçları “patrikhanelerde teşkil olunacak meclisler marifetiyle” Bâb-ı Âliye “arz ve ifade” edilecekti.
  4. Patriklerin seçim usûlü  (usûl-i intihabileri) ıslah olunacaktı.
  5. Gayrimüslim din adamlarına devlet maaş bağlayacaktı (“…patriklere ve cemaat başlarına varidat-ı muayyene tahsis ve rühban-ı sairenin dahi rütbe ve mansıplarına göre kendilerine bervech-i hakkaniyet maaşlar tayin olunup…”)
  6. Hıristiyan rahiplerinin menkul ve gayrimenkul mallarına müdahalede bulunulmayacaktı.
  7. Gayrimüslimler kendi işlerini görebilmeleri için her cemaat birer meclis seçecekti. (“… gayr-i müslime cemaatlerinin milletçe olan maslahatlarının idaresi her bir cemaatin ruhban ve avamı beyninde müntehap azadan mürekkep bir meclisin hüsn-i muhafazasına havale kılınması…”).
  8. Gayrimüslimlerin ibadet yerlerinin, okul, hastane ve mezarlıklarının tamirlerine engel olunmayacak; yenilerinin yapılmasına izin verilecekti.
  9. “Bir mezhebe tâbi olanların adedi ne miktar olursa olsun ol mezhebin kemal-i serbesti ile icra olunmasını temin için” lazım olan tedbirlerin alınması öngörülüyordu. Yani ibadet özgürlüğü tanınıyordu.
  10. Mezhep, dil ve cinsiyet bakımından eşitlik ilkesi kabul ediliyordu (“… mezhep ve lisan veyahut cinsiyet cihetleriyle sünuf-ı tebaa-i saltanat-ı seniyyemden bir sınıfın âher sınıftan aşağı tutulmaması…”). Din ve mezhep yüzünden kimsenin aşağılanmaması da isteniyordu.
  11. Din ve mezhep değiştirmek için kimsenin zorlanmaması (“…tebdil-i din ü mezhep etmek üzere kimse icbar olunmaması…”) ilkesi benimseniyordu. Keza, İslâm dininden çıkmanın idam ile cezalandırılmayacağı belirtiliyordu. Bunlarla “inanç özgürlüğü”nün kabul edildiğini söyleyebiliriz.
  12. Devlet memurluğuna girişte din farkı gözetilmemesi (tebea-i Devlet-i aliyyemim cümlesi herhangi bir milletten olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabul olunacakları…”) ilkesi benimsenmişti. Bu ilkeyle gayrimüslimlerin memurluğa girişi konusundaki “siyasal hakları” tanınmıştı.
  13. Gayrimüslimler de devletin askerî ve mülkî okullarına kabul edileceklerdi (“… saltanat-ı seniyyem tebaasında bulunanların… cümlesi bilâfark ve temyiz Devlet-i aliyyemin mekatib-i askeriyye ve mülkiyyesine kabul olunması…”).
  14. Ticaret ve ceza davalarında eğer taraflardan biri Müslüman ve biri gayrimüslim veya bir yan gayrimüslim tebaa, diğer yan yabancı ise, yargılama karma mahkemelerce ve alenî olarak yapılacaktır (“…ehl-i İslâm ve Hıristiyan vesair tebaa-yi gayr-i müslime miyanesinde veyahut tebaa-i İseviyye vesair teba-i gayr-i müslimeden mezahib-i muhtelifeye tâbi olanların birbiri beyninde ticaret veyahut cinayata müteallik zuhura gelecek cemi devaî muhtelit divanlara havale olunup…”). Ancak, iki gayrimüslimin arasındaki davaya ise taraflar isterlerse kendi patrikhaneleri bakabilecekti. Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.
  15. İşkence ve eziyet ve bunlara benzer muamelelerin yapılması yasaklanıyor, bunları emreden amirlerin ve yapan memurların cezalandırılması öngörülüyordu (“… mücazat-ı cismaniye ve eziyet ve işkence müşabih kaffe-i muamele dahi kamilen lağv ve iptal kılınması ve bunun hilafına vukubulacak harekat şediden men ve zecrolunacağından maada bunun icrasını emreden memurin ile bilfiil icra eyleyen kesanın dahi ceza kanunnamesi iktizasınca tekdir ve tedip olunması…”). Keza, hapishane şartlarının iyileştirilmesi (“… usûl-i hapsiyyenin mümkün mertebe müddet-i kaile zarfında ıslahına mübaşeret edilmesi…”) isteniyordu.
  16. Askerlik hizmetine gayrimüslim tebaanın da kabulü (tebaa-ı gayrimüslime dahi ehali-i İslâm misillü hisse-i askeriyye itası”) esası benimsenmişti. Ancak askerlik hizmetine gitmek istemeyenler için “bedel vermek ve nakden akçe ita etmek” usûlü de kabul ediliyordu.
  17. Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında vergiler açısından da eşitlik sağlanıyordu. Vergi alımında din ayrımı yapılmayacağı ilân ediliyordu (“… tebaa-i saltanat-i seniyemin kâffesi üzerine tarh olunacak vergi ve tekalif sınıf ve mezheplerine bakılmayacak bir surette ahz olunması…”). İltizam usûlünün kaldırılarak vergilerin doğrudan alınması öngörülüyordu.
  18. Yabancılara Osmanlı toprakları üzerinde mülk edinme hakkı (“… ecnebiyyeye dahi tasarruf-ı emlak müsaadesinin itâ olunması…”) tanınıyordu.
  19. Gayrimüslimler de eyalet meclislerine girebilecek ve Meclis-i Vâlâ’da temsil edilebilecekti. Böylece gayrimüslimlerin siyasal temsil hakları o zamanın koşulları ölçüsünde kabul ediliyordu.

Islahat fermanı da, anlașılacağı üzere esas olarak Tanzimat reformlarının biraz daha genișletilmiș șeklidir. Yeni fermanın amacı yukarıda gȍrüleceği gibi Avrupalıların, Osmanlının iç işlerine daha fazla karışmasını ȍnlemektir. Fermanin ana hedefi Osmanli tebaasindaki Müslümanlar ile gayrimuslimler arasinda tam bir eșitliğe gidilmesidir. Bu fermanla hukiki olarak Osmanlılık kavramı vatandașlar arasında yerleștirilmek istenmiștir.

Askerlik yapmayan gayrimüslimlerin, Müslümanlarla siyasi olarak eşit olması Türklerin tepkisi çekmiștir. Askerlikten muaf gayrimüslimler tarım, sanat ve ticarette kendilerini geliştirdiler. Ülke yönetimi ve askerlikle uğraşan Türkler ekonomik ve ticari ișleri pek ȍnemsemediler. Bu nedenle, gayrimüslimler Müslümanlara gore daha cok zenginleșmiști. Bu arada gayrimüslimlere devlette gȍrev alma yolu açıldı. Gayrimüslimlerin Müslümanlar icin mahkemelerde şahitlikleri kabul edilmezken, bundan bȍyle mahkemelerde üye olmaları söz konusuydu. Islahat’tan sonra olușan bu problemler Osmanlınin Musluman toplumunu cok rahatsiz etmiș ve bunlara karşı çeşitli tepkiler göstermişlerdir.

Genel olarak Müslümanlarin büyük bir kısmı, bunlarin dış baskılar sonucunda kabul edildiğini düșünüp buna karșı çıktılar. Islahât Fermanına  daha önceleri üst düzey görevlerde bulunmuș devlet adamları arasında dahi tepki çekmiștir. Cevdet Pasa ve Tanzimat Fermânı’nın mimarı Mustafa Reşid Paşa bile

bu Fermanı’nın devleti ve milleti tahrip edeceğini soylemiș ve bunun Avrupa’ya verilmiş bir silah olduğunu sȍylemișler. Bu fermanla verilen tavizleri veren Ali ve Fuad paşaları da hainlikle suçladılar. Reşid Paşa, yeni düzenlemelerin Osmanli topraklarinda huzursuzluklara yol açmasından endişe ediyor ve  bu Fermanın yabancı elçilerle birlikte hazırlanmış olması ve Paris Antlaşması’nda yer almasının dogru olmadigini ve Osmanlı Devleti için siyasi problemlere yol açacagını sȍylüyordu.

Fermanın lehindekiler ise Fuat Paşa’nın belirttigi dört temel esasın

  1. Millet-i İslâmiye
  2. Devlet-i Türkiye
  3. Selâtîn-i Osmaniye
  4. Payitaht-ı İstanbul

zarar gȍrmeyeceğini sürüyorlardı.

Bu fermandan gayrimüslim halkın memnun olması gerekirken en büyük tepki, onlardan gelmistir.  Bunda, kilise yetkililerinin açıkça tepki göstermelerinin ve halkın durumu tam olarak kavrayamamasının rolü önemli olsa gerektir. Otoritelerinin zayıflamasından ve gelirlerinin azalmasından korkan Hıristiyan dini hiyerarşi çok tepkiliydi. Ferman kilisenin dilediğince vergi toplama yetkisini

bitirmiș ve sȍmürüye son vermiștir. Patrik ve metropolitler maaşa bağlanmis ve göreve başlarken devlete sadakat yemini uygulamasi getirilmistir.  Bu gibi hususlar büyük tepkilere yol açmiștir. Ülkedeki konumları itibarıyla  Yahudilerle eşit hale gelen Rumlar ve Ermeniler bu durumdan hiç hoșlanmadılar.

Ìslahât hareketleri Müslümanlarla gayrimüslimlerin arasını psikolojik, maddi ve manevi olarak iyice açmistir. Bu durumu maniple ederek taviz koparmak isteyen batililar icin iyi bir firsat dogmustur. Çeşitli bölgelerde iki kesim arasında sıcak çatışmalar olmuştur. Bunlarin ilki Maraş’ta ortaya çıkmış, daha sonra Cidde, Halep ve Suriye olayları takip etmiştir. Balkanlarda Selanik’te, Filibe, Vidin ve Niș’te de olaylar çıkmıștır.

Bu fermanlar, Osmanlı yȍnetimindeki milletlerin kendi milliyetlerinin farkına varmasını sağlamıș olup, milliyetçilikle gelișen olaylar kontrolden çıkmıș ve dağılmanın yolu açılmıstır. Sonucta azınlıklar Müslümanlardan daha ayrıcalıklı hale gelmiş ve istenilen sonuç ta alınamamıștır. Gayrimuslimler hep daha fazlasini istemistir. Bu fermanın Avrupalı devletler tarafından garanti altina alınmasıyla birlikte Osmanlının iç ișlerine karıșmaya bașladılar. Bu arada Osmanli siyasetine en fazla ilgi gosteren ve buyuk rol oynayan ulke Fransa’dir.  Bu fermanin en

ȍnemli sonucu, Osmanlının kendi tebaası üzerinde ki hakimiyet ve nufuzunun sarsılmasına yol açmıș ve sonucunda devletin dağılmasına kadar giden yolu açmıștır.

Islahat Fermanı, Sened-i İttifak ve Tanzimat Fermanı ile başlayan Osmanlı anayasacılık hareketlerinin bir devamıdır. Tanzimatla birlikte Yeni Osmanlı’lar hareketi bașlamıș olup meșrutiyetçi bir yȍnetimin gerçekleștirilmesi için mücadele

etmișlerdir. Bu dȍnemin bütünleștirici fonksiyonu gȍren din ve ulema gibi unsurların etkinliği azaltılarak batılılașma sürecine girilmiștir.

BIBLIYOGRAFYA

  1.   Cemaloğlu, N., Osmanlı Devleti”nde Yapılan Tanzimat Reformlarının Eğitim Sistemine Etkileri, Uygulamaları ve Sonuçları. Manas Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, (2005). 14(153-165)
  2.  Çadırcı, M., “Tanzimat” Osmanlı Ansiklopedisi, c6, s183-198 Ankara 2000.
  3. Erdem, G., Osmanlı Ìmparatorluğu’nda Hıristiyanların sosyal ve dini hayatları (1856-1876)., Doktora tezi-2005,  Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ìslam tarihi ve sanatları ana bilim dalı.
  4.  Eren, A.C., Tanzimat Fermanı ve Dȍnemi. Derin Yayınları. Kasim 2007, s.11-39
  5. Gözler, K.  Türk Anayasa Hukuku, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.3-44
  6. Gümüs, M.,  Anayasal Meşrûtî Yönetime Medhal: 1856 Islahat Fermanı’nın Tam Metin İncelemesi, BİLİG   Sayı: 47 Güz’2008   ISSN: 1301-0549
  7. Ìnalcık, H., Tanzimat nedir Dil ve Tarih-Coğ. F.; yıllık çalışma. 1941.s 237-263
  8. Ìnalcık, H., “Tanzimat’in Uygulanmasi ve Sosyal Tepkileri”, Belleten, cilt. XXVII s.624-690,(1964)
  9. Sönmez, A.  “Zaptiye Teşkilatı’nın Düzenlenmesi (1840-1869)”, Tarih Araştırmaları Dergisi, Ankara    Üniversitesi D.T.C.F. Tarih Bölümü, Mart 2006, Sayı 39, 199-219 ss
  10. Ökmen, M., “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’de Merkeziyetçilik- Adem-i Merkeziyetçilik Pratiği Üzerine Notlar”, Akademik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 8, Kış (2002)

CEVAP VER