Mevlana Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

0
3971
Mevlana Kimdir Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri Tasavvuf Müziği Nedir Zikir DervişMevlevihane Sema Osmanlı Musikisi Mevlevi Ney
Mevlana Kimdir Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri Tasavvuf Müziği Nedir Zikir DervişMevlevihane Sema Osmanlı Musikisi Mevlevi Ney

Mevlana Celaleddîn-i Rûmî Kimdir? Hayatı, Edebiyat Kişilik, Eserleri

Mevlana Kimdir? (1207 – 1273) Doğum: 30 Eylül 1207, Belh-Afganistan – Ölüm: 17 Aralık 1273, Konya

Mevlana 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlana’nın asıl adı Muhammed olarak bilinmektedir.

İslam dünyasında hürmet belirtmek için önemli kişilerin isimlerinin önünde kullanılan “efendimiz” anlamındaki “mevlana” lakabı, Mevlana Celaleddîn Muhammed’le birlikte özel bir isme dönüştü.

Hüdavendigar, Hünkar, Hazret-i Mevlana, Mevlevî, Şeyh, Molla-yı Rûmî, Rûmî ve Hazret-i Pîr lakap ve unvanları da Mevlana için kullanılmıştır.

“Hazret-i Mevlana” ve “Hazret-i Pîr” gibi saygı hitapları, Mevlevî çevrelerinde ve Anadolu’da daha çok tercih edilmiştir. Bugün İran ve Pakistan’da “Mevlevî”, Batı’da “Rûmî”, onun için kullanılan lakaplardır.

Mevlana çocukluk döneminin dışındaki yıllarının hemen tamamını, önceki asırlardaki isimlendirmeyle “Diyar-ı Rûm”da geçirdiği ve bu bölgedeki Konya’yı vatan edindiği için “Rûmî” (Rum ülkesinden; Anadolulu) sıfatıyla anılmıştır. Bunların yanı sıra vatan edindiği şehre işaret etmek üzere XIII. asırdan itibaren Konevî (Konyalı) sıfatı da adıyla birlikte birçok eserde yer almıştır.

Mevlana’nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultanı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultanü’I-Ulema Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultanü’I-Ulema 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.

Sultanü’I-Ulema’nın ilk durağı Nişabur olmuştur. Nişabur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlana burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultanü’I Ulema Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Ka’be’ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Larende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsa’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman’a gelen Sultanü’l-Ulema ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlana 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlana’nın Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlana bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlana’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alaeddin Keykubad idi. Alaeddin Keykubad Sultanü’I-Ulema Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alaeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultanü’l-Ulema 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlana Dergahı’ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultanü’I-Ulema ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlana’nın çevresinde toplandılar. Mevlana’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlana büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlana 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlana Şems’de “mutlak kemalin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını” görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlana Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selahaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlana 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk’ ın rahmetine kavuştu. Mevlana’nın cenaze namazını Mevlana’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlana’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlana’nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Mevlana ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlana ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir”

19. Yüzyıl Dini Tasavvufi Türk Edebiyatı Ve Önemli Kişileri Osmanlı Tarikatler Murid Sufi Nedir Zikir Derviş Mevlevihane Sema Mevlevi Mevlana
19. Yüzyıl Dini Tasavvufi Türk Edebiyatı Ve Önemli Kişileri Osmanlı Tarikatler Murid Sufi Nedir Zikir Derviş Mevlevihane Sema Mevlevi Mevlana

Edebî Kişiliği ve Eserleri

Mevlana’nın aleme ve varlıklara dikkatli bir bakışı vardır. Bu yüzden hemen her şey onun şiirlerine konu olmuştur. Eserlerinde daha çok tasavvufla ilgili konular üzerinde durur. Tasavvufun temel noktası olan “vahdet-i vücûd” (varlığın birliği) ve İlahî aşk konularını geniş olarak ele alır.

Şiirlerinin şekline ve sanat yönüne fazla önem vermediği görülen Mevlana’nın terci-i bendinin bentlerindeki beyit sayıları birbirinden farklıdır. Kendine özgü buluş ve anlatımı ile dikkat çeken Mevlana, şiirlerini özünden ve hissederek söyler. O, dönemin edebî geleneğinden farklı olarak konuları serbest bir şekilde işlemiştir. Farsça yazmakla birlikte şiirinde Türk zevki hemen kendini gösterir. Bazı gazelleri, musammat gazel örnekleri olarak karşımıza çıkar. Mısraların ortada ve sonda kafiyelenerek bir beytin dört mısra haline getirilmesi de Mevlana ile başlamıştır. Bu durum daha sonraki şairlerde özellikle Yunus Emre ve Nesîmî’de yaygın şekilde kendini gösterecek ve Türk şiirinin Eski Türkçeden gelen bir görünümü olacaktır.

Bizzat Mevlana eserlerinde Senaî ve Attar’ı anmakta ve onlardan beyitler ve görüşler aktarmaktadır. Mevlana’nın bütün eserlerindeki ana fikir ve bakış tarzı hemen hemen aynıdır denebilir.

Gazellerinde eğitici-öğretici beyitler olduğu gibi, Mesnevî’sinde de heyecan ve coşku dolu beyitler az değildir. Ayrıca bütün eserlerinin arasında bilgi, söyleyiş ve üslup açısından var olan beraberlikler çok belirgindir. Söz başlarındaki edebî girişler dışında sözündeki açıklık ve içtenlik, konuşma diline olan yakınlık Farsça ve Arapça beyitlerinin, aynı zamanda beyitleri arasındaki Türkçe ve Rumca ifadelerinin ortak özelliğidir.

Onun şiiri, Horasan üslubu veya Türkistan tarzı diye bilinen Moğol öncesi Horasan ve Maveraünnehir şairlerinin üslubunun özelliklerini taşımaktadır.

Mevlana, Hüsameddin Çelebi’yi Mesnevî’sinde anmış ve eserini ona ithaf ederek ismini Hüsamî-name koymuştur.

Şiirin, kafiyenin ve veznin kayıtlarından rahatsız olduğunu, kendisi dile getirmiştir. Hatta kendi ifadesiyle filozof da değildir, şair de.

Mevlana’nın en önemli iki eseri, her ikisi de manzum olarak yazılan Mesnevî (Mesnevi-i Ma’nevî) ile Divan-ı Kebir’dir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Eserleri

MESNEVİ

Mesnevî, klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla “İkişer, ikişerlik” demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.

Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî’de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.

Mesnevî her ne kadar klasik doğu şiirinin bir şiir tarzı ise de “Mesnevî” denildiği zaman akla “Mevlana’nın Mesnevî‘si”gelir. Mevlana Mesnevî’yi Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine yazmıştır. Katibi Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre Mevlana, Mesnevî beyitlerini Meram’da gezerken, otururken, yürürken hatta sema ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

Altı defter/cilt ve yaklaşık yirmi dört bin beyit civarında olan Mesnevî’ye hatimeyi (sonucu) Sultan Veled yazmıştır.

Mevlana tarafından Hüsamî-name adı ile de anılan bu eser, tarikata mensup olanları (müritleri) ve acemileri irşat etmek ve toplumun eğitimi için yazılmıştır.

Mevlana’nın Mesnevî’si ile Divan’ı arasında benzerlikler de vardır. Anlatım açısından Mesnevî didaktik olmasına rağmen lirizm yönü de bulunan bir eserdir. Kaynak olarak Kur’an ve hadislere dayanan Mesnevî’de konunun gelişine göre Kelîle ve Dimne’den, Mantıku’t-Tayr’dan hikayelere yer verilmiş, Hakîm Senaî’nin Hadikatü’l- Hakîka’sından da yararlanılmıştır.

Mevlana, hikayelerini doğrudan değil, başka hikayelerle zincirleme olarak iç içe bir şekilde anlatır. Böylece konu içinde konuyu, hikaye içinde hikayeyi devam ettirerek sonuca en iyi şekilde ulaşır.

Eserin düzenine, dilin kullanılışına ve nazmın temizliğine fazla önem verilmemiş olması, “şekilcilik”ten ve sanat düşüncesinden tamamıyla uzak kalındığına işarettir.

Mesnevî’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlana Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.

Mesnevî’nin vezni: Fa i la tün- Fa i la tün – Fa i lün’dür

Mevlana 6 büyük cilt olan Mesnevî’sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

DİVAN-I KEBİR

  • Dîvan, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvan-ı Kebîr “Büyük Defter” veya “Büyük Dîvan” manasına gelir. Mevlana’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır.
  • Mevlana, hemen hemen tamamı gazel, tercî’ ve rubailerden oluşan Divan-ı Kebir, diğer adıyla Külliyat-ı Şems’te özellikle İlahî aşkını, gönül derdini, tasavvufî konuların yanında sabır, hoşgörü, insanlara iyilik etmek ve yardımda bulunmayı, mazmun ve remizlerle şiirin imkanlarını kullanarak anlatmıştır.
  • Dîvan-ı Kebîr’in dili de Farsça olmakla beraber, Dîvan-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır.
  • Dîvan-ı Kebîr 21 küçük dîvan (Bahir) ileRubaî Dîvanı’nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur.
  • Dîvan-ı Kebîr’in beyit adedi 40.000’i aşmaktadır.
  • Mevlana, Dîvan-ı Kebîr’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvana, Dîvan-ı Şems de denilmektedir.
  • Dîvanda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

Divan-ı Kebir’den bir gazel örneği

Gel, birbirimizin kıymetini bilelim
Sonra ansızın birbirimizden ayrı kalmayalım

Mademki inançlı kişi inançlı kişinin aynasıdır
Niçin aynamızdan yüz çeviriyoruz

Asil cömert kişiler dostlara canlarını feda ettiler.
Çekiştirmeyi bırak. Biz de insanız.

Öldüğümde beni hoşça anacaksın
Niçin ölüyü severiz de diriye düşmanız

Mademki ölümden sonra barış yapacaksın
Niçin ömür boyu senin üzüntünle sıkıntı içindeyiz

Şimdi öldüğümü kabul et, barış yap, anlaş.
Çünkü biz barışta ölüler gibiyiz.

Divan-ı Kebir’den bir rubai örneği

Dostuyla hoş geçinen dostsuz kalmaz
Müşteriyle iyi anlaşan iflas etmez
Ay geceden ürkmediği için böyle parlak kaldı
Gül de dikenle uyuştuğu için bu kokuyu elde etti

MEKTUBAT

  • Mevlana’nın başta Selçuklu devlet adamlarına, dönemin ileri gelenlerine, dostlarına ve oğullarına yazdığı 150 kadarmektubun toplanmasıyla meydana gelen bir eserdir.
  • Mevlana’nın mektuplarında insanlara öğüt verdiği ve onları hayra teşvik ettiği görülür.
  • Mektuplarda ayet ve hadislerden alıntılar yapılarak anlatılan konu delillendirilmiştir.
  • Mevlana bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır.
  • Mektuplarında “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflarla hitap etmiştir.

Fİ Hİ MA Fİ H

  • Fîhi Ma Fih “Onun içindeki içindedir” manasına gelmektedir.
  • Bu eser Mevlana’nın çeşitli meclislerde yaptığısohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir.
  • 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır.
  • Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir.
  • Bu eser de diğer eserlerinin çoğunda olduğu gibi Sultan Veled ve ona bağlı kimseler tarafından tutulan notlar olup vakıat (ders notları) türünün Anadolu’daki ilk örneğidir.
  • Fîhi Ma Fîh Mevlana’nın diğer eserlerinden, babasının Ma’arif’inden ve Tebrizli Şems’in Makalat’ından izler taşımaktadır.
  • Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, mürşit ve mürîd, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

MECALİS-İ SEB’A

  • Mecalis-i Seb’a (Yedi Meclis), adından da anlaşılacağı üzere Mevlana’nın yedi meclisi’nin, yedi vaazı’nın yakın çevresi tarafından kaydedilip bir araya getirilmesiyle meydana gelen bir eserdir.
  • Mevlana’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır.
  • Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlana’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
  • Her vaazda ele alınan bir hadis, çeşitli örnekler ve hikayelerle açıklanmıştır.
  • Mevlana’nın bu eseri, gerek üslup ve gerekse konular yönünden diğer eserleriyle benzerlik ve bütünlük taşımaktadır. Eserde Divan-ı Kebir’den ve Mesnevî’den beyitler de bulunmaktadır.
  • Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlana, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis’lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir :
  1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
    2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
    3. İnanç’daki kudret.
    4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah’ın sevgili kulları olurlar.
    5. Bilginin değeri.
    6. Gaflete dalış.
    7. Aklın önemi.

Bu yedi meclis’de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlana tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlana yedi meclisinde her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.

Mülemmaları ve Türkçe Şiirleri

Mevlana’nın bir Türk şairi olduğunu gösteren bu şiirler, bazı araştırıcılar ve ilim adamları tarafından zaman zaman yayımlanmıştır. Bu şiirlerin en meşhurunun matla ve makta beyitleri aşağıda gösterilmiştir.

Matla
Ussun var-ısa iy gafil aldanmagıl zinhar mala
Şol nesneye ki sen koyup gidersin ol girü kala

Makta
İy Şems dile Hak’dan hakı biz faniyüz oldur bakî
Kamular anun müştakı tahod kim ol kimün ola

Mevlana’nın Şems mahlasını kullandığı bu şiiri, dört müstef’ilün vezninde yazılmış bir musammmat gazel olarak karşımıza çıkar.

Mevlana Sözleri

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…

Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir…
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim….

Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap…

Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz…

Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır…

Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini
Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil…

Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin

Beri gel, beri !
Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…

 

CEVAP VER